1926 yılında İsviçre
Medeni Kanunu'ndan tercüme edilerek kabul edilen
743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda, o tarihte
İsviçre'de yasal mal rejimi olan "Mal Birliği
yerine, "Mal Ayrılığı" rejimi kabul edilmiştir.
Bu farklılığın nedeni ; Türk toplumunun örf
ve adetleri gereği, "erkeğin, karısının malını
ve parasını kullanmak istemeyeceği" yönündeki
fikirler yanında , Mal Ayrılığı sisteminin
Türk kadınının sosyal ve ekonomik özgürlüğünü
sağlayabileceği düşüncesi idi . Ancak
zamanla uygulamalar sonucunda durumun hiç öyle
olmadığı anlaşılmıştır.
Bu sistemde her eş kendi mülkiyetinde bulunan malları yönetmekte ve yararlanmakta
bağımsız olduğundan; kadın, malları üzerinde kocasının baskı ve yönetme arzusuna
karşı korunabilmekte ve aynı zamanda evliliğin sona ermesi durumunda; evlilik
mallarının tasfiyesi diğer mal rejimlerine nazaran daha basit ve pratik olmaktadır.
Kadını koruyucu özelliği dolayısıyla tercih edilen bu mal ayrılığı rejimi,
zaman içinde kadının aleyhine işleyen ve özellikle, boşanmalarda onun aczine
ve mağduriyetine yol açan bir sisteme dönüşmüştür . Şöyle ki, Türk ailesi bünyesinde,
bir meslek ve sanatı olmayan ev kadınlarımız çoğunluktadır. Erkek egemenliğinin
hüküm sürdüğü toplumumuzda, boşanma ile birlikte kadın, tamamen kocanın insafına
bırakılmaktadır.
Özellikle kırsal kesimlerde ve tarım sektöründe, kadın, evin dışında da çalışıp
erkeğine bir ekonomik katkı sağladığı halde, kazanılan malların mülkiyeti çoğunlukla
erkeğe ait olmaktadır. Hatta bazı yörelerde kadının üzerine tapu geçirmek yadırganmakta
ve erkekler arasında alay konusu yapılmaktadır.
Büyük şehirlerde ise; kadının kocasının işyerinde çalışıp ona yardımcı olması,
apartman ve ev işlerinde temizlikçi olarak çalışması veya evde ürettiği el
emeğini satması sonucu kazanç elde ettiği, hatta bu gelir ile eve baktığı bir
gerçektir. Kadın tarafından kazanılan ve bir tasarrufa yatırılan malvarlıklarının
kocanın mülkiyetine geçirilmesine, kadın, aile düzeninin sarsılmaması için
çoğu zaman ses çıkaramamaktadır. Hatta kocasının bozulan işi için veya ona
sermaye yapsın diye, ailesinden kalan kişisel mallarını (özellikle düğünde
hediye edilen ziynet eşyalarını) satarak katkıda bulunması da, yine bizim toplum
hayatımızda karşılaşılan gerçeklerdir.
Bu şekilde kocaların mal edinmelerine büyük katkıda bulunan kadınlarımız, karşılık
olarak, boşanma ile birlikte sokağa atılıyor ve erkeğin üç beş kuruş nafakasına
mahkûm ediliyorsa, söz konusu kanuni mal rejiminin kadını koruyucu olmadığı
ortadadır.
Ayrıca, çocukların velayetinin anneye bırakıldığı çoğu olayda;
kötü niyetli koca, gerçek gelirini göstermeyerek nafaka borcunu ödemekten kaçınmakta
ve bir de bunun yanı sıra, kendi üstüne kayıtlı olan ortak konuttan eski karısını
ve çocuklarını sokağa atabilmektedir. Uygulamada rastlanılan bu adaletsiz örneklerin
çoğalması sonucu, yasal mal rejimi olan Mal Ayrılığı sisteminin, özellikle
Türk aile yapısı içinde adil ve eşitlikçi bir sistem olmadığı anlaşılmıştır.
İşte Mal Ayrılığı sisteminin, gelişen ve hızla değişen Türk toplumunun aile
yapısında sebep olduğu bu sakıncalar nedeniyle, artık terk edilmek zorunluluğu
sonucu, onun yerini alacak daha adil ve özellikle "ev kadınlarını" koruyucu
başkaca kanuni mal rejimleri arayışı çabaları başlamıştır.
Bu çabalar sonucunda
nihayet 1 ocak 2002 tarihinden geçerli olmak
22.11.2001 tarihinde kabul edilen 4721 sayılı
kanunla Türk Medeni kanununda
yapılan köklü değişiklikler yapılmış ve " Edinilmiş
mallara Katılma Rejimi " ne geçilmiştir. Edinilmiş
mallara katılma rejimi eşlerin evlilik boyunca
edindiği malların eşlerden kim adına kayıtlı
olduğuna bakılmaksızın eşler arasında eşit
ortak olduğunun kabul edildiği rejimdir.
Bu mal rejiminin
kadınların mahrumiyetine karşı daha koruyucu
olacağı aşikardır. Ancak ne kadar adil olduğu
ve uygulanmasındaki sorunlar ancak, uygulamalardan
sonra ortaya çıkacaktır. Özellikle eşlerden
birinin ölmesi durumunda mal rejimi ve miras
hukukunun aynı anda uygulanmasının nasıl olacağı,
malların eşler arasında paylaşımında malların
değerlerinin tespitindeki aile hakimlerinin
yaşayacağı sorunlar ilk başta akla gelen sorunlardır.
Karmaşık da olsa
eşitliğe katkısı olacağı kanaatindeyiz.
Hayırlısı olması
dileğimle…