Çok badireler atlatmış bir parti. Adnan Menderes’in ve iki arkadaşının hayatına mal olmuş bir parti. ‘’Bu ülkeye demokrasi çok mu ağır geliyor acaba’’ sorusunu akla getiren bir parti. İlk askeri darbeye maruz kalan bir parti.
1946 yılında kuruldu ve 14 yıl sonra Menderes’in katledilmesiyle son buldu. Tabi zamanla bundan nemalanmak isteyenler farklı dallara, parçalara bölüp kendilerince bir şeyler yapmaya başladılar. Ne kadar başarılı olduklarını da göremeyecek kadar kör değiliz.
Tabi bizde, siyasetçiler bir geldiler mi bir daha gitmek istemezler. İşte Hüsamettin Cindoruk. ‘’Menders’in avukatlığını yaptım’’ gururuyla, genç ve dinamik bir şekilde DP genel başkanlığına geleceğini söylüyor ve rakibi Süleyman Soylu’nun da adaylıktan çekilmesiyle genel başkanlığı büyük oranda kazanacağı görülüyor.
Peki, Cindoruk’un gelmesinin sebebi ne? Çünkü bu ülkenin gençlere ihtiyacı varmış ve kendisi de genç olduğu için doğal olarak bu ülkenin ona da ihtiyacı varmış. Hele bir de siyasetin duayenlerinden ve her seferinde bu ülkeyi uçurumdan aldığını söyleyen Süleyman Demirel’in de desteğini alarak geliyor. Aslında ben Demirel’in adaylığını bekliyordum. Çünkü her ne kadar emekli olsa da siyaseti hiç bırakmadı. Hala ülke siyasetinin bel kemiği rolünü üstleniyor. Ama Cindoruk’un yaşının genç olması itibariyle Demirel kendisini feda etmiş olabilir. Öyle ya bu ülkenin genç siyasetçilere ihtiyacı var.
Her ne kadar liberal demokrat olduğunu söylese de Anayasanın türbanla ilgili aldığı karara olan tavrı, Ergenekon ve 367 faciası karşısındaki tutumu Cindoruk’un ne kadar demokratik olduğunu gösteriyor. Açıkçası siyaset arenasında Hüsamettin Cindoruk’un yapacağı pek bir şey göremiyorum. Çünkü onun yapmak istediklerini Baykal çok daha iyi yapıyor. Tabi bu açıdan baktığımızda CHP zihniyetiyle DP’nin genel başkanlığına soyunmak da başlı başına bir tezat. Aydın Menderes’in bu konuda Cindoruk’u topa tutan şöyle bir açıklaması oldu: ‘’Ergenekon'un avukatlığını DP'ye bulaştırmasın. CHP'ye gidip Deniz Baykal'ın yardımcısı olsun. Cindoruk'a verilecek her oy, darbeciliğe ve Ergenekon'a destektir."
Abbas Güçlü’nün yönettiği Genç Bakış programına katılan Cindoruk siyasette 12 Eylül’ün yarattığı bir boşluk olduğunu ve bu boşluğu görerek siyasete döndüğünü söylüyor. Ancak ‘’yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır’’ deyimini göz önüne aldığımızda Cindoruk’un bu boşluğu kapatamayacağını ve Menderes’in de bu konuda yaptığı açıklamalarla haklı olduğunu görmemek mümkün değil.
Şimdi daha çok şu sorular akla geliyor: Acaba Cindoruk genel başkanlığa seçildikten sonra nasıl bir siyasi tavır sergileyecek? Hangi görüşe daha yakın olacak? Sağcılara mı yoksa solculara mı yakın duracak? Bunu yaptıklarına bakarak söylemeye kalksam kuşkusuz Baykal’dan bir farkı olmadığını hatta eğer CHP yeni bir genel başkan arayışındaysa bunun Cindoruk olması gerektiğini söyleyebilirim.
Ancak bütün bunlara rağmen Cindoruk hala demokrat partinin genel başkanı olmaya kararlıysa eğer, ya kendi fikirlerini Demokrat Partiye göre şekillendirmeli ve CHP’li tavrını bir yana bırakmalı ya da Demokrat Partinin çizgisini kendi fikirlerine göre şekillendirmeli. Tabi bu değişim Cindoruk’un değil de partinin değişimi olacaksa eğer önce parti isminin değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.