‘’Neden AKP?’’ sorusuna herkes kendince bir cevap aramıştır elbette; ancak bu soruya daha çok Deniz Baykal’ın cevap aradığını ve öyle de yapması gerektiğini düşünüyorum. Zaten seçim öncesi yaptığı Kur-an kursları ve çarşaf açılımları da AKP gibi olma yolunda atılan adımlardı. Aslında Baykal’a yüzde 20’lik oy oranı yeterli geliyordu. Ama yapılan eleştiriler türbana hayır diyen Baykal’ı çarşaflılara rozet takacak hale getirdi. Buna insanlar itibar etmedi elbette. Çünkü CHP bir sol parti ve sol’un aksine bütün yasakları getiriyor, darbecileri destekliyor, insanlardan değil darbecilerden iktidarı istiyordu. Öyle ki sadece zengin kesimin oy verdiği bir parti haline geldi. Bu seçimlerde ise elde ettiği başarıyı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardı arkası kesilmeyen ve AKP’lilerin yaptığını iddia ettiği yolsuzlukları gösteren belgelere borçluydu biraz. Ama ne hikmetse bu belgelerle kimse yargılanmadı veya ceza almadı. Sol bir parti olmasına rağmen yasakçı bir politika sergileyen CHP’nin iktidara gelmesi artık bir mucizeyi gerektirir.
Peki, MHP’ye neden oy verilmiyor? Oysa onlar da muhafazakâr ve özgürlükçü bir parti. Hatta Ak parti ile türban meselesini halletmeyi bile göze aldılar.
Aslında Bahçeli, bu türban meselesi çözüme kavuşsa da kavuşmasa da karlı çıkacağını biliyordu. Çünkü bu yasak kaldırılmazsa hem AKP vermiş olduğu sözü yerine getiremeyecekti ve insanlardan tepki alacaktı hem de Bahçeli türbana karşı olmadığını göstermiş oldu. Ancak bu da yetmedi. Her seferinde Kürtleri yok sayan, asimile olması için türlü oyunlara alet olan MHP’nin Güney Doğu’dan oy alması da çok zor. Milliyetçiliği, belli bir kesimin partisi olmayı hedefleyen MHP’nin Kürtlerden oy alması elbette zor olur.
Son yerel seçimlerden sonra oylarını yükselten ve bazı belediyeleri AKP’den geri alan DTP’nin bu başarısı, bazı insanlar tarafından şöyle yorumlandı ‘’Artık DTP belli bir kesimin partisi olduğunu gösterdi’’. Bu yorum DTP yi diğer partiler gibi dar bir kalıbın içine soktu. Oysa iktidara gelmek isteyen bir parti belli bir kesimin değil bütün herkesin partisi olmalı. Sadece Kürtlerin partisi olmayı hedefleyen DTP 2011 genel seçimlerinde de tıpkı 2007’de olduğu gibi bağımsız olarak meclise girebilir ancak.
Saadet partisi ise yüzde ikilik oy oranını yapılan son yerel seçimlerde yüzde beşe çıkartarak AKP’ye alternatif bir parti olarak görülmeye başlandı. Recai Kutan’ın başkanlığıyla sessiz kalan saadet partisi Numan Kurtulmuş ile canlanmaya başladı. Açıkçası siyasi liderlere baktığımızda hepsi yıllarca bu işin içinde olan isimler ve seçmen hepsini çok iyi tanıyor. O yüzden bu insanların iktidara geldiklerinde neler yapabileceklerini daha doğrusu neler yapamayacağını da yılların verdiği tecrübeyle hatta deneme yanılma yoluyla öğrenmiştir. Ancak Numan Kurtulmuş bu isimlerden farklı olduğunu göstermeye çalışan yeni bir isim. Bunu yaparken de iktidara ve muhalefet partilerine sataşma yoluyla değil yapmak istediği icraatlarla göstermeye çalışıyor. Saadet partisinin toparlanmamasının altında yatan sebep elbette ki 97’de Necmettin Erbakan hükümetine yapılan darbedir. Ancak bunu aşamayacak veya insanların güvenini kazanamayacak hiçbir sebep yok. Kim bilir belki de 2011 seçimlerinde AKP ile koalisyon bile kurabilirler.
Şu da unutmamak gerekir ki bu gün tekrar bir seçim yapılsa AKP’nin yine iktidara geleceği kanaatindeyim. Hem böylece Erdoğan belki Menderes’in iktidarlık rekorunu da kırabilir. Zaten muhalefet partilerinin yaptığı siyaset bu durumda AKP’nin daha çok iktidarda kalacağını gösteriyor. Tabii zamanın neyi göstereceğini yine zamanla hep birlikte göreceğiz. Ancak diğer partilerin ya yeni yüzlere ya da yeni hedeflere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.