BİR KATLİAM DA MARDİN’DEN
Bu topraklar yıllarca pek çok katliama şahitlik etti. Ancak geriye dönüp baktığımızda çoğu siyasi ideolojilerin güdümüyle yapılan katliamlardır. 1978’de yapılan Maraş katliamı ve aynı tarihte Ankara Bahçelievler’de 7 gencin katledilmesi, 1980’de yapılan Çorum katliamı ve 1993’te Sivas Madımak otelinde 33 kişinin yakılarak katledilmesi bunlardan bir kaçıdır. Hangi amaca hizmet ederse etsin hiçbir insanın katledilmesini kimse uygun göremez ve hiçbir vicdan bunu kabul etmez, etmemelidir de.
Ancak üç gün önce Mardin’de 44 kişinin katledilmesi Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Aynı köyden 44 kişi öldürüldü. Ölenler arasında çocuklar, babalar, anneler hatta köy muhtarı ve imamı bile vardı. Namaz kılan bir insana ve bir yaşındaki bir bebeğe hangi zihniyet kurşun sıkar bilmiyorum ama bunu düşünmek bile insanı dehşete düşürüyor.
Mardin dernek başkanı, Mardin insanının bir erkeğe karısının yanında, değil kurşun sıkmak hakaret bile edemeyecek kadar düşünceli ve kültürlü olduğunu söylüyor. Ancak bu olayın terörün yapmadığını ya da diğer katliamlar gibi bir siyasi ideoloji için yapılmadığı da aşikâr. Hatta aynı soyadı taşıyan insanlar tarafından bu katliam yapıldığı ve sekiz kişinin silahlarıyla birlikte yakalandığı açıklandı.
Peki, eğer bu insanlar bu kadar düşünceli ise hangi sebep onları bu vahşeti yapmaya itmiş olabilir? Ya da hangi sebep bir yaşında ki çocuğu öldürmeye yetebilir? Burada suçu sadece bu vahşeti yapanlarda mı aramak gerekir acaba? Yoksa o insanlara bu silahları sağlayanları göz ardı mı edeceğiz. Eğer bu insanlar korucu ise ve ellerindeki silahlar devletin silahı ise bu sorunu nasıl hal etmek gerekir? Çünkü Türkiye’de seksen bini aşkın korucu var ve bunların çoğu devletten maaş alıyor ve silahları devlet tarafından sağlanıyor. Bu insanlar devletten aldıkları bu silahlarla üstünlük kurmayı amaçlıyor olabilirler mi? Üstünlük kurmak ya da işine gelmeyeni yola getirmek için böyle bir vahşet göze alınabilir mi? Töre ya da kan davası bu kadar insanın bir anda ölmesine neden oldu mu hiç?
Ya da bu insanlar korucu olmasa ve ellerindeki silahlar da devletin onlara verdiği silahlar değilse bile 44 kişinin öldürülmesinde kullanılan bu silahları nereden sağladılar? Ya da isteyen herkes el bombası bulabilir mi? Sorulacak ve cevabı verilmesi gereken pek çok soru var elbette.
Tabi bir yandan bunları düşünürken bir yandan da acaba Güney Doğu insanının kaderi bu mu diye düşünüyorum. Çünkü otuz yılı aşkındır her türlü terör olayları bu bölgede yaşandı. Yıllardır terör olayları bahane edilerek yatırımın adı bile geçmedi bu bölge halkı için. Köyleri yakılıp yıkıldı, dilleri yasaklandı. Kendi kültürünü yaşayamadılar yıllarca. Ne doktor gitmek istedi ne de öğretmen bu bölgeye gitmeyi göze aldı. Devletten destek göremeyen ve PKK’nın her türlü zulmüne maruz kalan bu bölge insanının yapacağı ne olabilirdi ki? Onlar için iki seçenek vardı: ya kendi topraklarını terk edip başka şehirlere göç etmek ya da korucu olmak. Öyle de oldu ve başta İstanbul olmak üzere pek çok büyük kente göçler yapıldı ve bu gün sayısı seksen bini aşan koruculuk gerçeğini doğurdu.
Bu katliamın kimin yaptığını bulup yapanları cezalandırmak elbette önemli bir mesele ancak önemli olan bir şey daha var ki o da böyle bir vahşetin yaşanmasına sebebiyet veren problemlerin araştırılması ve artık bu bölgedeki insanların bu tür sorunlarla karşılaşmaması için gerekli önlemlerin alınmasıdır. Böylece bölge insanının çareyi göç etmekte veya korucu olmakta aramayacağını umuyorum.
06.05.2009