Ayrıca
Editör:BAHADIR DEV 
Kuruluş: 29 Ekim 2001

MEVLANA VE ŞEMS

Hz Şems İle Hz Mevlana'nın Münasebetleri Ve Hz Şemsin Kerametleri

  Hz Mevlana ile Şemsi Tebriz-i Hazretlerinin birlikte yaşadığı ve akıllara durgunluk veren hikayelerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Maddeyi yok eden, zamanı ve mekanı yok eden hikayeler. Maneviyatın insanı sardığı zaman neler neler olacağını anlatan hikayeler gönül insanı  Onk. Dr. Haluk Nurbaki' den dinleyelim.

Onk. Dr. Haluk Nurbaki kimdir?

Memleketini adım adım gezerken pekçok mânâ sultanı, derviş ve meczuplarla karşılaştı. Dr. Halûk Nurbâki şu önemli sahalarda kalem ve kelâm sahibi idi: 1.Mükemmel bir ilim adamı idi. Eserleri bu tesbitin çok canlı şahididir. 2.Son derece mütevazı bir "gönül, ve tasavvuf" ehli idi. 3.Yılmak bilmeyen bir azim ve şevk ile "gerçek bir İslâm mücahidi" özelliği taşıyordu. 2 Haziran 1997'de İstanbul'da 73 yaşında âlemi cemâle yansıyan Dr. Halûk Nurbâki tam bir düğün (Şeb'I arûz) çoşkusu ile Afyon'da toprağa verildi.

Hz ŞEMS İLE HZ MEVLANA'NIN İLK KARŞILAŞMASI

Hz Şems'in hocası yetiştirdiği her birisi mükemmel mânâ talebesi olan müridlerine "Diyâr-ı Rum'da Celâlettin isminde bir zatın irşad edilmesi murad edildi. "Hanginiz talipsiniz?" dedi. Hz Şems sağ elini kalbinin üzerine koyarak, boynunu sola doğru eğerek sustu, talibim kelimesini bile söylemedi. Hocası, "sen anladın, bu işin sonunda başını vermek var" dedi.

Şems, Hz Mevlâna'nın Şam'da ders verdiğini öğrenerek Şam'a gitti. O sırada da Hz Mevlâna'nın hocası "Senin artık hadis sahasında öğreneceğin hiçbir şey kalmadı" diyordu. Hz Mevlâna atıyla şehrin dışında giderken, başı koyu renk bir örtüyle örtülmüş esmer bir adam Mevlâna'nın önünde durarak, "Sen her şeyi biliyormuşsun, öyle ise benim de kim olduğumu bil" dedi ve çekti gitti. Hz Mevlâna dondu kaldı. "Ben, bana öğretilen şeyleri biliyorum, bir insanın kim olduğunu nasıl bilebilirim" diye düşündü.

Hz Şems, ilk mesajını vermişti. "Mânâ âlemine geçersen her şeyi bilirsin" demek istemişti.

 HZ ŞEMSİN MUCİZESİ VE HZ MEVLANA İLE TANIŞMA

 İki sene sonra Hz Şems Konya'ya geldi ve artık Hz Mevlâna'yı irşad etmek için fiiliyata başladı. Bu ihda dediğimiz yaratılışın kuvveden fiile çıkma safhasıydI. Hz Şems mükemmel bir mürşiddi, hiç bir hata olmasın istiyordu. Bunu maddî bir ameliyata benzetirsek, nerdeyse iğnenin girdiği yer bile acımasın istiyordu.

Konya'da misafir olduğu handa Hz Mevlâna'yı tanıyanlara, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını sordu. Onlar da "kibar, temiz düzgün giyimli insanlardan hoşlanır" dediler.

Hz Şems en eski elbiselerini giydi, biraz da toza-toprağa bulandı. Ama Hz Şems KONYA'DA MÂNEVÎ BİR HAVA BULAMAMIŞ OLMAKTAN DOLAYI RAHATSIZDI. Konya Selçuklu Devletinin başkenti idi. Hiç kimse ibadetinden sarf-ı nazar değildi, hiç kimse haram işleyemezdi. İslâm disiplini vardı ama ŞEMS'İN ARADIĞI MÂNÂ RAKSI YOKTU.

O sırada dul bir kadın kendisine İNFAK edilen bir ciğeri Şems'in kaldığı hanın yanındaki fırıncıya kızarttırmak istedi. Fırıncı para istedi, kadın ise "param yok, bu ciğer de zaten İNFAK olarak verildi bana, öksüzlerime var onlara götüreceğim" diyerek ciğeri kızartmasını söyledi tekrar.. Fırıncı "ben de odun yakıyorum, para vermeden olmaz" dedi. O zaman Şems hüzünlendi, kadının elinden ciğeri alarak kalbinin üzerine koydu ve cızır cızır dumanları tüttürerek ciğerin iki tarafını da kızarttı. O kızartmadan çıkan bir mânevî rayiha vardı ki KONYA'NIN ATMOSFERİNE MÂNÂ KARIŞMIŞ OLDU. Şems buna çok sevindi.

 Ertesi gün toza toprağa bulanmış kıyafetiyle Hz Mevlâna'nın evine döneceği yola çıktı. Karşılaştıklarında, Hz Mevlâna'nın atının geminden tutarak, Şems bir nazar attı.

Hz Mevlâna o anda bütün dünyasının yeniden yapılandığını hissetti. Şems'in bu bakışı "Ben kimim" dediği zamanki bakışı değildi. Hz Şems'in en büyük hususiyetlerinden birisi nazarının âşikar oluşudur.

Hz Şems, Hz Mevlâna'ya "söyle bakalım Bâyezid Bestâmi mi daha büyük, Peygamber mi büyük?" diye sordu. Böyle bir soruyu sıradan bir adam soramaz, Bâyezid Bestâmi bir İslam Velîsi, Peygamber ile nasıl kıyas edilir? diyerek, Hz Mevlâna derhal attan indi, ve "elbette bu tartışılmaz. Bâyezid "bana daha çok ver ya Rabbi derken Resulullah ise aman ya Rabbi ben seni hakkıyla bilemedim ben seni anlatamam senin tanıdığın gibi sana hamd ediyorum derdi, tabii Bâyezid bir bardak su gördü, Resulullah deryanın içindeydi" dedi. Bu izah Şems'in çok hoşuna gitti. Ama Hz Mevlâna Bâyezid'i Resulullah'in ayakları dibinde secde ederken gördü ve zaman diliminden atlayarak mânâya geçmekle neler olacağının farkına vardı. Hz Şems'e "misafirim olun" diyerek davet etti. Hz Şems "Sen benim kahrımı çekemezsin" diye cevap verdi. "Olsun elimizden geleni yaparız" diyerek, aldı evinin baş köşesine misafir etti.

HZ MEVLANA VE ŞARAB

Bir gün, Hz Şems, Hz Mevlâna'ya "bir testi şarap getir" dedi. Hz Mevlâna "hay hay" diyerek bir Rum meyhanesine gitti. Bir testi şarap istedi. Şarabı aldı cübbesinin kollarının arasına koydu, tam çarşının ortasında testi düştü kırıldı.

O an Hz Mevlâna'nın geçirdiği NEFS FIRTINASINI hesap etmek çok güç. Hadis hocası ve rektör olan bir kişinin şarap testisi taşıması anlaşılamaz. Bütün halk koşup geldiğinde yere dökülen şarap gülsuyuna dönüşmüştü. Bütün çarşı gülsuyu kokuyordu. Hz Mevlâna bir şarap daha almak için şarapçıya gittiğinde şarapçı elini ayağını öperek, kelime-i şahadet getirerek, "Sultanım senden sonra dükkanımdaki bütün şarap küpleri gülsuyu oldu" dedi ve Müslüman oldu. Hz Mevlâna büyük bir coşkuyla Hz Şems'in yanına gitti.

KİTAPLARIN HAVUZA ATILMASI VE GÖNÜLDEN GÖNÜLE EĞİTİM

Hz Mevlâna'nın evinde çok zarif bir havuz ve havuzun başında bir gül bahçesi vardır. Burada da kütüphanesi vardı. Kütüphanesi yarı döner vaziyetteydi. Akşamları odasına doğru, gündüzleri ise bahçeye doğru dönüyordu. Bu kütüphanede, sekiz yüz sene evveline kadar gelmiş geçmiş İslâm dünyasına ait bütün kıymetli eserler vardı. Hz Mevlâna'nın âlim yanını nazara aldığımız zaman, bunların hepsini okumuştu.

Hz Şems, "Sen bunlarla mı meşguldün" diye sorunca "evet" cevabını aldı. Hz Şems kütüphaneyi bir anda eliyle tuttuğu gibi havuza attı. Bu da Mevlâna'nın bir başka dünya tutkusuydu. Onların bir tanesi bile feda edilebilinecek kitaplardan değildi. Hz Mevlâna'ya hafif bir mahzunluk çökünce "Niye üzüldün?.." dedi. "Sizin emirleriniz benim için üzüntü vesilesi olamaz. Feriddüddin'in bana imzaladığı bir kitap da vardı içlerinde" dedi. (Feridüddin Attar'ın çok önemli meşhur bir eseri Pendnâme) "O imzalı olduğu için bir hâtıra kıymeti taşıyordu" dedi Bunun üzerine de "Peki onu verelim o zaman" dedi ve elini havuza atarak PENDNÂME'Yİ çıkardı verdi.

Ondan sonra mevlâna hayretle artık mesajların satırlarda değil, sadırlarda, gönüllerde olduğunu sezmeye başladı.

Çünkü, Mevlâna daha düşünmeden Şems anlatıyordu. Hz Mevlâna, "Acaba şu konuyu bir sohbet konusu yapsak mı?" diye düşündüğü zaman, Şems anlatıyordu ve anlattığını Hz Mevlâna ezberliyordu. Acayip bir şey!.. Çünkü Şems, gönülden gönüle eğitime başlamıştı. Hz Mevlâna bir beytinde, (Mecalis-i Seb'a yahutta Divan-ı Kebir'de olsa gerek) "Hani diyor,"bir gün âlemleri seyretmek, Cenâb-ı Hakk'ın hikmetlerini öğrenmek için, senden niyazda bulunmuştum da birdenbire timsah oluvermiştik. Timsahın gözlerinden deryaları seyrettirmiştin bana. Ben de hayretler içerisinde kalmıştım. Çünkü timsahın gözünde deryanın bir bardak su kadar küçüldüğünü bilmiyordum" diyor.

Şimdi bu ne demektir biliyor musunuz?.. Cenâb-ı Hakk'a yakınlık için, Cenâb-ı Hakk'ın her yerde hâzır ve nâzır olan kudretini herhangi bir eşyanın bir noktasından seyredebilmektedir. Bunu da Allah'a yaklaştığımız zaman seyretmek, sezmek zorundasınız. Bu büyük mârifeti öğretiyordu Hz Şems.

HADİSİ EFENDİMİZDEN DİNLEMEK

 Bir gün nasıl olduysa misafirleri okula geldi ziyarete. "Ne oluyor acaba?.. Mevlâna niye yok" diye merak etmişlerdi. Misafirlerle birlikte iken bir konu açıldı ve bir hâdis üzerinde tartışmaya başladılar. (Birisi dedi ki, O hadîs şu cümle ile ifade edilmiş, diğeri, şu hadîs kitabında var ama, ben daha çok başka bir hadîs kitabındaki şu cümlesine daha çok inanırım.) Hz Mevlâna'ya, "Üstad sen ne buyurursun?. Sen hadîs'in ustasısın. Mevlâna daraldı, cevap veremeyecek bir pozisyondaydı. Acaba bu cümlelerin hangisi doğru diye düşünürken, gayr-i ihtiyarî yanında oturan Hz Şems'e baktı. Hz Şems diz çökmüş oturuyordu.

Bana ne bakıyorsun, git kendisine sor" dedi. Bir anda Asr-ı Saadet açıldı ve orada Efendimizi hadîs-i söylerken seyretti. Daha sonra da dedi ki "Doğrusu budur". İşte Hz Şems, böyle bir dünyanın eğitimini yaptırıyordu.

 HZ ŞEMSİN KONYA YA DÖNÜŞÜ

Bir ara Hz şems Konya dan ayrılır ve Şam'a gider.

Gönlünde yeniden gelmesine ait bir ümit ışığı belirdi. Oğlu Sultan Veled'e dedi ki, "git Hz Şems'i getir"..
Çok enteresan bir tablo halinde gelişti Hz Şems'i getirme olayı. Şam ile Konya arası gitmek bir buçuk ay sürüyor. Atına atladı ve Şam'a gitti, Hz Şems'i herkese sordu, böyle bir derviş tanıyor musunuz diye araştırdı. Falan yerdeki kahvede satranç oynar, gidip orada bulabilirsin dediler. Hz Şems'in yanına geldiğinde hasırda oturmuş, bir rahle üzerinde satranç oynuyorlardı. Hasırın kenarına gelince ayakkabılar çıkarılır, hasıra öyle oturulurdu.

Sultan Veled şehzade olduğu için, tıpkı babası Hz Mevlâna gibi çok şık kıyafetlerle kahveye gelmişti. O havanın atmosferinde çok yabancı kaldı. Bir şehzade geliyor, ayakta duruyor, babası gibi elini kalbinin üzerine koyup, başını sol omzuna doğru eğiyor Sultan Veled ve niye geldin sözüne bir cevap olsun diye, Hz Şems'in ayakkabılarını alıyor, Konya'ya doğru çeviriyor. Bu o kadar nazik bir hâdisedir ki. Babam bekliyor diyemiyor. Bu nezaket-i Muhammedî'ye ters düşer, çünkü Şems bir gönül sultanıdır, ona bir şey söylemeye lüzum yoktur, anlamıştır konuyu. Ama bir jest yapması lâzım, bunun için ayakkabılarını alıyor, Konya'ya doğru çeviriyor.

Karşısındakini kumar oynayan, onu sıradan bir adam gibi gören Yahudi şoka iriyor. Çünkü Yahudi'nin en büyük tutkusu servet ve gösteriştir. Bir şehzadenin gelip de Hz Şems'e bu şekilde itibar gösterdiğini görünce çok şaşırıyor. O şokun tesiriyle bir nazar ediyor. Yahudi o anda yere düşüyor, elini ayağını öpüyor, Kelime-i Şehadet getiriyor.

Hz Şems: "Eğer Sultan Veled gelmeseydi, senle daha çok satranç oynardık biz" diyor. "Çünkü kalbindeki put'u yıkmakta zorlanıyordum, ama bir şehzade gelip de bana itibar edince, gönlündeki bütün putlar yıkılıverdi bana karşı" diyor. O geliş anı bile bir başka insanın kurtulması için vesile olarak kullanılmış Hz Şems tarafından.

  HZ ŞEMS VE CELLADIN VELİ OLUŞU

 Hz Şems döndükten sonra, Sultan Veled'e dedi ki:

- Sana son dersini vereceğim, sen de kulağını aç iyi dinle! (ama müthiş bir celâl vardı Hz Şems'in üzerinde) Oraya gittik, çünkü o idam olacak şahıs bir HAK AŞIĞIYDI, BENİM DE YOLDAŞIMDI. Biz onunla beş sene önce nice dervişlikler yapmıştık. O Hakk'a kavuşmak için dua ederdi ama Hakk müsaade etmezdi. İslâmiyette kendine kıymak olmadığı için, çatır çatır yanar, fakat Hakk'a kavuşamazdı. Bana bir haftadır yalvarıyor. "Ne olur Şems, duâ et de Hakk'a kavuşayım" diye. Ben de Rabb'ıma elimi açıyorum her namazdan sonra, nitekim bir iftiraya kurban gitti, kâtil zanlısı olarak bugün asılacağını anladım. Ben nasıl gidip te şimdi cellada "Allah kuvvet versin" demeyeyim. Bir Velîyi asmak, bir Hak âşığını asmak öyle kolay mı sanıyorsunuz siz, kimse asamaz. Cellada bir mânevi ceryan verdim, gitsin assın, benim sevgili dostum da Rabbına kavuşsun diye.

Tam o sırada toz toprak içerisinde cellat geldi, yerlere kapandı Şems'in önünde, "Aman Sultanım, benim başıma gelen nedir?" dedi.Hz Şems'in Sultan Veled'e dönerek, Celladın Velî olduğunu biliyor musun? dedi. Çünkü benim arkadaşım Hakk'a teslim olurken "Ya Rabbi, ben sana beş seneden beri yalvarıyorum benim emânetimi al diye. Almadın. Şimdi ben de Senden bir ricada bulunuyorum, canımı ermem yoksa, bende dünyalık olarak ne varsa al, beni sana kavuşturmaya vesile olan bu cellâda ver.

Sen de şahitsin ki şu yırtık gömleğimden başka birşey yok. Bende çok kıymetli birşey var. Velîlik. O velîliği al, bu cellada ver ben sana SAF BİR KUL OLARAK GELEYİM." dedi O Hak âşığı. Cenab-ı Hakk da kabul buyurdu ve onun velîliğini aldı bu cellada verdi.

Tarîkatın, Bir Mânevi Yolun Temel Bir Takım "Ahlâk-I Muhammedî Yolları Vardır Ki, Bu Yollar Fedakârlık, Hoşgörü, Merhamet, Sevgi, İnfak Gibi Kaçınılmaz, Efendimiz'e (Sav) Ait Meziyetlerle Donanması Gerekir

Rabbim bizleri HZ ŞEMSİN VE HZ MEVLANANIN ŞEFAATİNE MAZHAR EYLESİN. Onlar gibi mana ikliminin yolunu bulmayı bizlere nasip eylesin.

24.10.2007

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------___Önceki haftalardaki yazılarım:
Kıssadan Hisse
Peygamberimiz Ziyaretinize Gelse
Tehlikenin Farkında mısınız?
Çanakkale Zaferi
Mıknatıs İnsanlar
Günahların Zararları
Dizilerdeki Sır
Hayır Kurumları
Geleceğin Projesi
Okuma Alışkanlığı
Güzel Bir Gelecek İçin____

Anadolu
Hasan ÇELİK
Öneri ve sorularınız için elektronik posta adresi:
hasancelik2005@gmail.com
 
  Sitemizde yayımlanan yazılar, sahibinin ve sitemizin izni olmadan kopyalanamaz; yazılardan alıntı yapılamaz.
Yazıların sorumluluğu, yazarına aittir.
www.netmen.gen.tr