MEVLANA VE ŞEMS
Hz Şems
İle Hz Mevlana'nın Münasebetleri Ve Hz Şemsin Kerametleri
Hz
Mevlana ile Şemsi Tebriz-i Hazretlerinin birlikte yaşadığı
ve akıllara durgunluk veren hikayelerini sizlerle paylaşmak
istiyorum. Maddeyi yok eden, zamanı ve mekanı yok eden
hikayeler. Maneviyatın insanı sardığı zaman neler neler
olacağını anlatan hikayeler gönül insanı Onk.
Dr. Haluk Nurbaki' den dinleyelim.
Onk. Dr. Haluk Nurbaki kimdir?
Memleketini adım adım gezerken pekçok mânâ sultanı, derviş
ve meczuplarla karşılaştı. Dr. Halûk Nurbâki şu önemli
sahalarda kalem ve kelâm sahibi idi: 1.Mükemmel bir ilim
adamı idi. Eserleri bu tesbitin çok canlı şahididir. 2.Son
derece mütevazı bir "gönül, ve tasavvuf" ehli idi. 3.Yılmak
bilmeyen bir azim ve şevk ile "gerçek bir İslâm mücahidi"
özelliği taşıyordu. 2 Haziran 1997'de İstanbul'da 73 yaşında
âlemi cemâle yansıyan Dr. Halûk Nurbâki tam bir düğün (Şeb'I
arûz) çoşkusu ile Afyon'da toprağa verildi.
Hz ŞEMS İLE HZ MEVLANA'NIN İLK KARŞILAŞMASI
Hz Şems'in hocası yetiştirdiği her birisi mükemmel mânâ
talebesi olan müridlerine "Diyâr-ı Rum'da Celâlettin isminde
bir zatın irşad edilmesi murad edildi. "Hanginiz talipsiniz?"
dedi. Hz Şems sağ elini kalbinin üzerine koyarak, boynunu
sola doğru eğerek sustu, talibim kelimesini bile söylemedi.
Hocası, "sen anladın, bu işin sonunda başını vermek var"
dedi.
Şems, Hz Mevlâna'nın Şam'da ders verdiğini öğrenerek
Şam'a gitti. O sırada da Hz Mevlâna'nın hocası "Senin artık
hadis sahasında öğreneceğin hiçbir şey kalmadı" diyordu.
Hz Mevlâna atıyla şehrin dışında giderken, başı koyu renk
bir örtüyle örtülmüş esmer bir adam Mevlâna'nın önünde
durarak, "Sen her şeyi biliyormuşsun, öyle ise benim de
kim olduğumu bil" dedi ve çekti gitti. Hz Mevlâna dondu
kaldı. "Ben, bana öğretilen şeyleri biliyorum, bir insanın
kim olduğunu nasıl bilebilirim" diye düşündü.
Hz Şems, ilk mesajını vermişti. "Mânâ âlemine
geçersen her şeyi bilirsin" demek istemişti.
HZ
ŞEMSİN MUCİZESİ VE HZ MEVLANA İLE TANIŞMA
İki sene
sonra Hz Şems Konya'ya geldi ve artık Hz Mevlâna'yı irşad
etmek için fiiliyata başladı. Bu ihda dediğimiz yaratılışın
kuvveden fiile çıkma safhasıydI. Hz Şems mükemmel bir mürşiddi,
hiç bir hata olmasın istiyordu. Bunu maddî bir ameliyata
benzetirsek, nerdeyse iğnenin girdiği yer bile acımasın
istiyordu.
Konya'da misafir olduğu handa Hz Mevlâna'yı tanıyanlara,
nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını sordu. Onlar da "kibar,
temiz düzgün giyimli insanlardan hoşlanır" dediler.
Hz Şems en eski elbiselerini giydi, biraz da toza-toprağa
bulandı. Ama Hz Şems KONYA'DA MÂNEVÎ BİR HAVA BULAMAMIŞ
OLMAKTAN DOLAYI RAHATSIZDI. Konya Selçuklu Devletinin başkenti
idi. Hiç kimse ibadetinden sarf-ı nazar değildi, hiç kimse
haram işleyemezdi. İslâm disiplini vardı ama ŞEMS'İN ARADIĞI
MÂNÂ RAKSI YOKTU.
O sırada dul bir kadın kendisine İNFAK edilen
bir ciğeri Şems'in kaldığı hanın yanındaki fırıncıya
kızarttırmak istedi. Fırıncı para istedi, kadın ise "param
yok, bu ciğer de zaten İNFAK olarak verildi bana, öksüzlerime
var onlara götüreceğim" diyerek ciğeri kızartmasını söyledi
tekrar.. Fırıncı "ben de odun yakıyorum, para vermeden
olmaz" dedi. O zaman Şems hüzünlendi, kadının elinden
ciğeri alarak kalbinin üzerine koydu ve cızır cızır dumanları
tüttürerek ciğerin iki tarafını da kızarttı. O kızartmadan
çıkan bir mânevî rayiha vardı ki KONYA'NIN ATMOSFERİNE
MÂNÂ KARIŞMIŞ OLDU. Şems buna çok sevindi.
Ertesi gün
toza toprağa bulanmış kıyafetiyle Hz Mevlâna'nın evine
döneceği yola çıktı. Karşılaştıklarında, Hz Mevlâna'nın
atının geminden tutarak, Şems bir nazar attı.
Hz Mevlâna o anda bütün dünyasının yeniden yapılandığını
hissetti. Şems'in bu bakışı "Ben kimim" dediği zamanki
bakışı değildi. Hz Şems'in en büyük hususiyetlerinden birisi
nazarının âşikar oluşudur.
Hz Şems, Hz Mevlâna'ya "söyle bakalım Bâyezid Bestâmi
mi daha büyük, Peygamber mi büyük?" diye sordu. Böyle bir
soruyu sıradan bir adam soramaz, Bâyezid Bestâmi bir İslam
Velîsi, Peygamber ile nasıl kıyas edilir? diyerek, Hz Mevlâna
derhal attan indi, ve "elbette bu tartışılmaz. Bâyezid
"bana daha çok ver ya Rabbi derken Resulullah ise aman
ya Rabbi ben seni hakkıyla bilemedim ben seni anlatamam
senin tanıdığın gibi sana hamd ediyorum derdi, tabii Bâyezid
bir bardak su gördü, Resulullah deryanın içindeydi" dedi.
Bu izah Şems'in çok hoşuna gitti. Ama Hz Mevlâna
Bâyezid'i Resulullah'in ayakları dibinde secde ederken
gördü ve zaman diliminden atlayarak mânâya geçmekle neler
olacağının farkına vardı. Hz Şems'e "misafirim
olun" diyerek davet etti. Hz Şems "Sen benim kahrımı çekemezsin"
diye cevap verdi. "Olsun elimizden geleni yaparız" diyerek,
aldı evinin baş köşesine misafir etti.
HZ MEVLANA VE ŞARAB
Bir gün, Hz Şems, Hz Mevlâna'ya "bir testi şarap
getir" dedi. Hz Mevlâna "hay hay" diyerek bir Rum meyhanesine
gitti. Bir testi şarap istedi. Şarabı aldı cübbesinin
kollarının arasına koydu, tam çarşının ortasında testi
düştü kırıldı.
O an Hz Mevlâna'nın geçirdiği NEFS FIRTINASINI
hesap etmek çok güç. Hadis hocası ve rektör olan bir
kişinin şarap testisi taşıması anlaşılamaz. Bütün halk
koşup geldiğinde yere dökülen şarap gülsuyuna dönüşmüştü.
Bütün çarşı gülsuyu kokuyordu. Hz Mevlâna bir şarap daha
almak için şarapçıya gittiğinde şarapçı elini ayağını
öperek, kelime-i şahadet getirerek, "Sultanım senden
sonra dükkanımdaki bütün şarap küpleri gülsuyu oldu"
dedi ve Müslüman oldu. Hz Mevlâna büyük bir coşkuyla
Hz Şems'in yanına gitti.
KİTAPLARIN HAVUZA ATILMASI VE GÖNÜLDEN
GÖNÜLE EĞİTİM
Hz Mevlâna'nın evinde çok zarif
bir havuz ve havuzun başında bir gül bahçesi vardır.
Burada da kütüphanesi vardı. Kütüphanesi yarı döner vaziyetteydi.
Akşamları odasına doğru, gündüzleri ise bahçeye doğru
dönüyordu. Bu kütüphanede, sekiz yüz sene evveline kadar
gelmiş geçmiş İslâm dünyasına ait bütün kıymetli eserler
vardı. Hz Mevlâna'nın âlim yanını nazara aldığımız zaman,
bunların hepsini okumuştu.
Hz Şems, "Sen bunlarla mı meşguldün" diye sorunca "evet"
cevabını aldı. Hz Şems kütüphaneyi bir anda eliyle tuttuğu
gibi havuza attı. Bu da Mevlâna'nın bir başka dünya tutkusuydu.
Onların bir tanesi bile feda edilebilinecek kitaplardan
değildi. Hz Mevlâna'ya hafif bir mahzunluk çökünce "Niye
üzüldün?.." dedi. "Sizin emirleriniz benim için üzüntü
vesilesi olamaz. Feriddüddin'in bana imzaladığı bir kitap
da vardı içlerinde" dedi. (Feridüddin Attar'ın çok önemli
meşhur bir eseri Pendnâme) "O imzalı olduğu için bir hâtıra
kıymeti taşıyordu" dedi Bunun üzerine de "Peki onu verelim
o zaman" dedi ve elini havuza atarak PENDNÂME'Yİ çıkardı
verdi.
Ondan sonra mevlâna hayretle artık mesajların
satırlarda değil, sadırlarda, gönüllerde olduğunu sezmeye
başladı.
Çünkü, Mevlâna daha düşünmeden
Şems anlatıyordu. Hz Mevlâna, "Acaba şu konuyu bir sohbet
konusu yapsak mı?" diye düşündüğü zaman, Şems anlatıyordu
ve anlattığını Hz Mevlâna ezberliyordu. Acayip bir şey!..
Çünkü Şems, gönülden gönüle eğitime başlamıştı. Hz Mevlâna
bir beytinde, (Mecalis-i Seb'a yahutta Divan-ı Kebir'de
olsa gerek) "Hani diyor,"bir gün âlemleri seyretmek, Cenâb-ı
Hakk'ın hikmetlerini öğrenmek için, senden niyazda bulunmuştum
da birdenbire timsah oluvermiştik. Timsahın gözlerinden
deryaları seyrettirmiştin bana. Ben de hayretler içerisinde
kalmıştım. Çünkü timsahın gözünde deryanın bir bardak su
kadar küçüldüğünü bilmiyordum" diyor.
Şimdi bu ne demektir biliyor musunuz?.. Cenâb-ı Hakk'a
yakınlık için, Cenâb-ı Hakk'ın her yerde hâzır ve nâzır
olan kudretini herhangi bir eşyanın bir noktasından seyredebilmektedir.
Bunu da Allah'a yaklaştığımız zaman seyretmek, sezmek zorundasınız.
Bu büyük mârifeti öğretiyordu Hz Şems.
HADİSİ EFENDİMİZDEN DİNLEMEK
Bir
gün nasıl olduysa misafirleri okula geldi ziyarete. "Ne
oluyor acaba?.. Mevlâna niye yok" diye merak etmişlerdi.
Misafirlerle birlikte iken bir konu açıldı ve bir hâdis
üzerinde tartışmaya başladılar. (Birisi dedi ki, O hadîs
şu cümle ile ifade edilmiş, diğeri, şu hadîs kitabında
var ama, ben daha çok başka bir hadîs kitabındaki şu cümlesine
daha çok inanırım.) Hz Mevlâna'ya, "Üstad sen ne buyurursun?.
Sen hadîs'in ustasısın. Mevlâna daraldı, cevap veremeyecek
bir pozisyondaydı. Acaba bu cümlelerin hangisi doğru diye
düşünürken, gayr-i ihtiyarî yanında oturan Hz Şems'e baktı.
Hz Şems diz çökmüş oturuyordu.
Bana ne bakıyorsun, git kendisine sor" dedi.
Bir anda Asr-ı Saadet açıldı ve orada Efendimizi hadîs-i
söylerken seyretti. Daha sonra da dedi ki "Doğrusu budur".
İşte Hz Şems, böyle bir dünyanın eğitimini yaptırıyordu.
HZ
ŞEMSİN KONYA YA DÖNÜŞÜ
Bir ara Hz şems Konya dan ayrılır ve Şam'a gider.
Gönlünde yeniden gelmesine ait bir ümit ışığı belirdi.
Oğlu Sultan Veled'e dedi ki, "git Hz Şems'i getir"..
Çok enteresan bir tablo halinde gelişti Hz Şems'i getirme olayı. Şam ile Konya
arası gitmek bir buçuk ay sürüyor. Atına atladı ve Şam'a gitti, Hz Şems'i herkese
sordu, böyle bir derviş tanıyor musunuz diye araştırdı. Falan yerdeki kahvede
satranç oynar, gidip orada bulabilirsin dediler. Hz Şems'in yanına geldiğinde
hasırda oturmuş, bir rahle üzerinde satranç oynuyorlardı. Hasırın kenarına
gelince ayakkabılar çıkarılır, hasıra öyle oturulurdu.
Sultan Veled şehzade olduğu için, tıpkı babası Hz Mevlâna
gibi çok şık kıyafetlerle kahveye gelmişti. O havanın atmosferinde
çok yabancı kaldı. Bir şehzade geliyor, ayakta duruyor,
babası gibi elini kalbinin üzerine koyup, başını sol omzuna
doğru eğiyor Sultan Veled ve niye geldin sözüne bir cevap
olsun diye, Hz Şems'in ayakkabılarını alıyor, Konya'ya
doğru çeviriyor. Bu o kadar nazik bir hâdisedir ki. Babam
bekliyor diyemiyor. Bu nezaket-i Muhammedî'ye ters düşer,
çünkü Şems bir gönül sultanıdır, ona bir şey söylemeye
lüzum yoktur, anlamıştır konuyu. Ama bir jest yapması lâzım,
bunun için ayakkabılarını alıyor, Konya'ya doğru çeviriyor.
Karşısındakini kumar oynayan,
onu sıradan bir adam gibi gören Yahudi şoka iriyor. Çünkü
Yahudi'nin en büyük tutkusu servet ve gösteriştir. Bir
şehzadenin gelip de Hz Şems'e bu şekilde itibar gösterdiğini
görünce çok şaşırıyor. O şokun tesiriyle bir nazar ediyor.
Yahudi o anda yere düşüyor, elini ayağını öpüyor, Kelime-i
Şehadet getiriyor.
Hz Şems: "Eğer Sultan Veled gelmeseydi, senle daha çok
satranç oynardık biz" diyor. "Çünkü kalbindeki put'u yıkmakta
zorlanıyordum, ama bir şehzade gelip de bana itibar edince,
gönlündeki bütün putlar yıkılıverdi bana karşı" diyor.
O geliş anı bile bir başka insanın kurtulması için vesile
olarak kullanılmış Hz Şems tarafından.
HZ
ŞEMS VE CELLADIN VELİ OLUŞU
Hz
Şems döndükten sonra, Sultan Veled'e dedi ki:
- Sana son dersini vereceğim, sen de kulağını aç iyi
dinle! (ama müthiş bir celâl vardı Hz Şems'in üzerinde)
Oraya gittik, çünkü o idam olacak şahıs bir HAK AŞIĞIYDI,
BENİM DE YOLDAŞIMDI. Biz onunla beş sene önce nice dervişlikler
yapmıştık. O Hakk'a kavuşmak için dua ederdi ama Hakk müsaade
etmezdi. İslâmiyette kendine kıymak olmadığı için, çatır
çatır yanar, fakat Hakk'a kavuşamazdı. Bana bir haftadır
yalvarıyor. "Ne olur Şems, duâ et de Hakk'a kavuşayım"
diye. Ben de Rabb'ıma elimi açıyorum her namazdan sonra,
nitekim bir iftiraya kurban gitti, kâtil zanlısı olarak
bugün asılacağını anladım. Ben nasıl gidip te şimdi cellada
"Allah kuvvet versin" demeyeyim. Bir Velîyi asmak, bir
Hak âşığını asmak öyle kolay mı sanıyorsunuz siz, kimse
asamaz. Cellada bir mânevi ceryan verdim, gitsin assın,
benim sevgili dostum da Rabbına kavuşsun diye.
Tam o sırada toz toprak
içerisinde cellat geldi, yerlere kapandı Şems'in önünde,
"Aman Sultanım, benim başıma gelen nedir?" dedi.Hz Şems'in
Sultan Veled'e dönerek, Celladın Velî olduğunu biliyor
musun? dedi. Çünkü benim arkadaşım Hakk'a teslim olurken
"Ya Rabbi, ben sana beş seneden beri yalvarıyorum benim
emânetimi al diye. Almadın. Şimdi ben de Senden bir ricada
bulunuyorum, canımı ermem yoksa, bende dünyalık olarak
ne varsa al, beni sana kavuşturmaya vesile olan bu cellâda
ver.
Sen de şahitsin ki şu yırtık gömleğimden başka birşey
yok. Bende çok kıymetli birşey var. Velîlik. O velîliği
al, bu cellada ver ben sana SAF BİR KUL OLARAK GELEYİM."
dedi O Hak âşığı. Cenab-ı Hakk da kabul buyurdu ve onun
velîliğini aldı bu cellada verdi.
Tarîkatın, Bir Mânevi Yolun Temel Bir Takım "Ahlâk-I
Muhammedî Yolları Vardır Ki, Bu Yollar Fedakârlık, Hoşgörü,
Merhamet, Sevgi, İnfak Gibi Kaçınılmaz, Efendimiz'e (Sav)
Ait Meziyetlerle Donanması Gerekir
Rabbim bizleri HZ ŞEMSİN VE HZ MEVLANANIN ŞEFAATİNE MAZHAR
EYLESİN. Onlar gibi mana ikliminin yolunu bulmayı bizlere
nasip eylesin.
24.10.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------___Önceki
haftalardaki yazılarım:
Kıssadan Hisse
Peygamberimiz Ziyaretinize
Gelse
Tehlikenin Farkında mısınız?
Çanakkale Zaferi
Mıknatıs
İnsanlar
Günahların
Zararları
Dizilerdeki
Sır
Hayır
Kurumları
Geleceğin
Projesi
Okuma
Alışkanlığı
Güzel
Bir Gelecek İçin____