KISSADAN HİSSE
Sevgili Netmen Öğretmen
dostları, Nisan ayı Rahmet peygamberi ayı ve içinde Kutlu
Doğum Haftası olduğu için onu anlatan yazılara yer veriyoruz.
Efendimizin hayatından bir demet sunmak istiyoruz sizlere.
Bildiğimiz kıssalar da olsa okudukça yeniden şarz oluyoruz.
Davranışlarımızı yeniden gözden geçiriyoruz. Onun yolunda
olabilmek için ;
1- İki Meleğin Haline Gülüyorum
Bir gün Resulullah (s.a.v) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam Hazretin gülmesinin
sebebini sorunca, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: "Evet göğe bakıyordum,
iki meleğin hali beni güldürdü, onlar kendi yerinde ibadetle meşgul olan mümin
bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükafatını yazmaları için yeryüzüne
indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgahında bulamayınca, göğe
çıkıp, Hak Teala'ya şöyle arz ettiler: "Ey Rabbimiz! Biz o mümin kulun ibadetini
yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahına gittik, fakat onu orada bulamadık,
hastalık yatağına düşmüştü."
Allah Teala, o meleklerin cevabında şöyle buyurdu: "O mümin kul, hastalık yatağında
olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman ona yazdığınız her günün
sevabı miktarınca ona sevap yazın. Hastalık yatağında olduğu müddetçe onun
hayır amellerinin mükafatı bana aittir; onun mükafatını ben vereceğim." (46)
2- Sırayı Riayet Edin
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Bir gün Hz. Resulullah (s.a.v) ayaklarının
üzerine yorgan örtmüş ve istirahata çekilmişti. Bu arada Hasan su istedi. Resullullah
(s.a.v) hemen yerinden fırladı ve devemizden bir kaba biraz süt sağıp onu Hasan'a
(a.s) verdi. Bunu gören Hüseyin (a.s) yerinden fırlayıp sütü almak istedi.
Ama Resulullah (s.a.v) ona mani olup sütü Hasan'a verdi. Bu arada durumu seyretmekte
olan Fatıma: "Ya Resulellah! Güya Hasan'ı daha çok seviyorsun" dedi. Resulullah
cevaben buyurdular ki: "Hayır öyle değildir. Benim Hasan'ı savunmamın sebebi,
öncelik onun hakkı olduğu içindir. Çünkü O, daha önce su istemişti, sırayı
riayet etmek gerekir. Yoksa kıyamet günü ben, sen, bu ikisi ve şu yerde yatan
(Ali) hepimiz bir mekanda olacağız" buyurdu. (47)
3- Rahmetmeyene Rahmolunmaz
Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (s.a.v)'ın huzurunda bulunuyorduk. Bu arada
Hazret durmadan henüz küçük yaşta olan Hasan ve Hüseyin'i öpüyordu. Hazret'in
bu hareketini gören Uyeyne: "Ya Resulullah (s.a.v), benim on çocuğum vardır.
Ben şimdiye kadar onların hiçbirini asla öpmemişim" dedi. Hazret bu sözü duyunca
çok sinirlendi, öyle ki çehresinin rengi değişti ve: " Kim rahmetmezse, ona
rahmolunmaz; eğer Allah rahmeti kelbinden almışsa, benim sana yapacak bir şeyim
yoktur; kim, küçüklerimize rahmetmez, büyüklerimizi de saymazsa, o bizden değildir"
(48) buyurdu.
4- Resulullah (s.a.v)'ın Ağlaması
Resulullah (s.a.v) Ümmi Seleme'nin evinde bulunduğu bir gece yarısı uykudan
kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah'a yalvarıp yakarmakla)
meşgul oldu. Ümmi Seleme, Resulullah (s.a.v)'ı yatağında görmeyince, kalkıp
onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.v), evin karanlık bir
köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah'a şöyle yalvarıp yakarıyor:
"Allah'ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların gülmüş
vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.
Allah'ım!Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.
Allah'ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni
her şeyden ve her afetten koru."
Ümmi Seleme Resulullah (s.a.v)'in bu durumunu görünce, ağlayarak kendi yerine
döner. Resulullah (s.a.v) Ümmi Seleme'nin ağlama sesini duyunca, ona doğru
gidip ağlamasının sebebini sorur.
Ümmi Seleme:
"Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah
katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza ve Allah'ın geçmiş ve gelecek
bütün kusurlarınızı affetmesine rağmen Allah'tan böyle korkuyor, sizi düşmanların
gülüş vesilesi kılmamasını, kurtardığı kötülük ve çirkinliklere geri çevirmemesini,
bir an bile kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!"
der.
Resulullah (s.a.v) onun cevabında:
"Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden endişelenmeyeyim,
nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysaki Allah Teala, Hz. Yunus'u bir
an kendi haline bıraktı ve onun başına, gelmemesi gereken şeyler geldi!"buyurur.(49)
5- Allah Beni Zulmetmek İçin Göndermemiştir
Emir-ül Mü'minin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir Yahudi'nin Resulullah
(s.a.v)'den bir kaç dinar alacağı vardı, Hazret'ten o parayı istedi. Resulullah
(s.a.v); "Ey Yahudi! Şimdi yanımda sana verecek bir param yoktur." buyurdu.
Yahudi; "Ey Muhammed! Paramı vermedikçe senden ayrılmayacağım!" dedi.
Resulullah (s.a.v) cevaben; "Bu durumda ben de seninle birlikte otururum!" buyurdular.
Resulullah (s.a.v) onunla birlikte oturdu; öyle ki öğle, ikindi, akşam, yatsı
ve sabah namazlarını da orada kıldı. Resulullah (s.a.v)'in ashabı o Yahudi'yi
tehdit etmeye başladılar. Resulullah (s.a.v) onlara bakıp şöyle buyurdu: "Onunla
ne işiniz vardır?" Ashap: "Ey Resulullah! Bu Yahudi seni hapsetmiştir!" Resulullah
(s.a.v) onların cevabında; "Allah Teala beni, bir zimmi veya başka birisine
zulüm yapmak için mebus etmemiştir." buyurdular.
Gün yükseldiğinde o Yahudi adam şöyle dedi: "Allah'tan başka bir ilah
olmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum;
malımın bir şatrı (yarısı) Allah yolu içindir. Allah'a andolsun ki, sana karşı
böyle davranmam, sırf senin Tevrat'taki vasfını sende görmem içindi. Ben senin
Tevrat'taki vasfını okumuştum. Onda şöyle yazılmıştı: "Abdullah oğlu Muhammed
Mekke'de dünyaya gelecektir, Teybe'ye (Medine'ye) hicret edecektir, sert ve
katı kalpli değildir, sövüş etmez ve çirkin söz ağzına almaz." Ben Allah'tan
başka bir ilahın olmadığına, senin de O'nun elçisi olduğuna şehadet ediyorum.
Bu benim malımdır, Allah nerede emretmişse, onu orada harca." (50)
6- Âmanın Yanında Hicabı Korumak!
Ümmi Seleme şöyle diyor:
Peygamber (s.a.v)'in huzurunda idik. Meymune isminde olan hanımlarından birisi
de orada idi. Bu esnada âma (kör) olan İbn-i Ümmi Mektum Resulullah'ın huzuruna
geldi. Resulullah (s.a.v) bana ve Meymune'ye: "İbn-i Ümmî Mektum'un karşısında
hicabınızı (kendinizi) koruyun." buyurdu.
"Ya Resulullah! O âma değil midir, hicaplı olmamızın ne anlamı vardır?" dediğimizde
de şöyle buyurdular:
"Siz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?"(51)
7- Kötü Ahlak Kabir Azabına Sebep Olur
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
"Sa'd bin Muaz'ın ölüm haberini Resulullah (s.a.v)'e verdiklerinde, Hazret
kalkıp ashabıyla birlikte onun evine gittiler. Resulullah'ın emri ile Sa'd'a
gusül verdiler. Gusül işlemi bitinceye kadar Hazret kapı önünde ayakta bekledi.
Gusül, henut ve kefenleme işleminden sonra onu bir tabuta bırakıp defnetmek
için kabristana götürdüler.
Cenazeyi teşyi ederken Hz. Resulullah (s.a.v) ayak yalın ve abasız olarak hareket
ediyordu, kabrin yakınına ulaşana dek bazen tabutun sağ bazen de sol tarafını
tutuyordu. Hz. Resulullah (s.a.v)'in bizzat kendisi kabrin içine girip cenazeyi
kabre bıraktı; taş, tuğla ve diğer şeylerin getirilmesini emretti. Bizzat kendisi
iyice cenazenin üzerini kapatıyor ve: "Ben onun yakında çürüyeceğini biliyorum;
ama Allah, kulu bir iş yaptığında onu sağlam yapmasını sever" buyuruyordu.
Daha sonra mübarek elleriyle onun üzerine toprak döküp, güzelce mezarını düzlediler.
Bu esnada Sa'd'ın annesi kabrin kenarına gelerek: "Ey Sa'd ! Cennet sana kutlu
olsun" dedi.
Hz. Resulullah (s.a.v) bu sözü ondan duyar duymaz şöyle buyurdular ki: "Ey
Sa'd'ın annesi !Sus! Allah'dan taraf bu kadar kesin ve yakin ile konuşma. Şimdi
Sa'd kabir azabına duçar olmuştur ve bundan dolayı eziyet görmektedir."
Daha sonra Hazret orada bulunanlarla birlikte mezarlığı terkedip, geri döndüler.
Bu arada halk Hazrete: "Ya Resulellah ! Sa'd için yaptığın işleri, şimdiye
kadar hiç kimseye yaptığını görmedik. Ayak yalın, abasız onun cenazesini teşyi
ettiniz; tabutun bazen sağ bazen de sol tarafından tutuyordunuz !" dediler.
Hz. Resulullah (s.a.v) onlara:
"Melekler de abasız ve ayakkabısız idiler; ben de onlara uydum" cevabını verdi.
Halk: "Bazen tabutun sağından, bazen de solundan tutuyordunuz" dediler. Hazret:
"elim Cebrail'in elinde olduğundan dolayı o tabutun neresinden tutuyorduysa,
ben de o tarafından tutuyordum" buyurdu.
Halk bu sözleri duyunca:
"Ya Resulellah ! Sa'dın cenazesine gusül verilmesini emrettiniz, bizzat kendiniz
ona namaz kıldınız, mübarek ellerinizle onu kabre bıraktınız, kabri kendi elinizle
düzelttiniz, bütün bunlara rağmen, yine de: "Kabir Sa'd'ı sıktı" buyurdunuz.
Hz. Resulullah (s.a.v) cevaben: "Evet, kabir azabına duçar oldu. Çünkü o, evinde
kötü ahlaklı idi, kabir azabı bundan dolayı idi" buyurdular. (52)
8- Bereketli On iki Dirhem
Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.v) tarafından bir gömlek almak için
pazara gitmekle görevlendirilir. Hz. Ali (a.s) pazara gidip on iki dirheme
bir gömlek alarak eve döner. Bu arada Hz. Resulullah (s.a.v) ile Hz. Ali (a.s)
arasında şöyle bir diyalog geçer:
Hz. Resulullah (s.a.v): "Bu gömleği kaça aldın?"
Hz. Ali: "On iki dirheme."
Hz. Resulullah (s.a.v): "Bu gömleği pek sevmedim, bundan daha ucuzunu istiyorum.
Acaba satıcı bunu geri almaya hazır olur mu?"
Hz. Ali (a.s) diyor; bunun üzerine, gömleği alıp çarşıya döndüm, Hz. Peygamber'in
isteğini satıcıya ilettim, satıcı da kabul etti. Parayı alıp Hz. Peygamber
(s.a.v)'in yanına döndüm. Bir gömlek almak için Hz. Resulullah (s.a.v) ile
birlikte pazara doğru hareket ettik. Yolun yarısında Hz. Resulullah (s.a.v)'ın
gözü, ağlayan bir cariyeye ilişti. Hz. Resulullah (s.a.v) onun yanına gidip;
"Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Cariye: "Ev sahibi bana dört dirhem verdi,
bir şeyler almak için beni çarşıya gönderdi. Fakat ben parayı nasıl kaybettiğimi
bilemiyorum, şimdi eve dönmekten korkuyorum" dedi.
Hz. Resulullah (s.a.v) on iki dirhemden dört dirhemi cariyeye verdi ve; "İstediğin
şeyleri al ve eve dön" buyurdular.
Hz. Resulullah (s.a.v) da Allah'a şükredip pazara doğru hareket etti; pazardan
dört dirheme bir gömlek alıp giydi, Allah'a hamdederek eve doğru yola koyuldu.
Bu arada yol üzerinde bir çıplağı görünce, gömleğini çıkarıp ona verdi ve tekrar
çarşıya geri döndü, geriye kalan dört dirheme bir gömlek alıp giydi ve eve
doğru hareket etti. Yolun yarısında yine aynı cariyeyi üzüntülü ve şaşkın bir
halde gördü. Bunun üzerine; "Neden evinize gitmedin?" diye sordu.
Cariye: "Ya Resulellah ! Gecikmişim, beni dövmelerinden korkuyorum" dedi.
Resulullah: "Gel birlikte gidelim, evinizi bana göster ben suçundan geçmeleri
için aracı olurum" buyurdu.
Hz. Resulullah (s.a.v) o cariye ile birlikte yola koyuldu. Evlerine yetiştiklerinde
cariye; "İşte bu bizim evdir" dedi.
Hz. Resulullah (s.a.v) kapının arkasından yüksek bir sesle; "Ey ev sahibi!
Selam'un- aleykum" diye seslendi; ama bir cevap gelmedi. Hazret ikinci kez
selam verdi, yine bir cevap duyulmadı. Üçüncü kez bir daha selam verdiğinde,
"Aleyke's- selam ya Resulallah ve rahmetullahi ve berekatuh" diye cevap verdiler.
Hz. Resulullah (s.a.v): "Neden ilk ve ikinci defada cevap vermediniz? Acaba
benim sesimi duymadınız mı?" buyurdular.
Ev Sahibi: "Hayır, ilk defasında duyduk, senin olduğunu bile anladık" dedi.
Hz. Resulullah (s.a.v): " Öyleyse neden geç cevap verdiniz?"
Ev sahibi: "Senin sesini bir kaç defa duymak istedik."
Hz. Resulullah (s.a.v): "Sizin bu cariyeniz gecikmiştir, onu muahaza etmemeniz
(cezalandırmamanız) için size rica etmekten ötürü buraya geldim."
Ev sahibi: "Ya Resulullah! Sizin mübarek ayağınızın hürmetine bu cariye artık
şimdiden azattır (hürdür)."
Daha sonra Hz. Resulullah (s.a.v) kendi kendisine: "Allah'a şükür, ne de bereketli
on iki dirhemdi! İki çıplağı örttü, bir köleyi de azat etti" buyurdular.(53)
9- Ya Resulallah! Bana Tavsiye Et!
Hz. Ali (a.s) şöyle diyor:
Bir şahıs Resulullah (s.a.v)'in huzuruna gelerek Hazretin kendisine tavsiye
etmesini istedi. Hz. Resulullah (s.a.v) ona şöyle tavsiye ettiler:
"Benim sana tavsiyem şudur ki; parçalansan, ateşe atılıp yakılsan bile, Allah'a
şirk koşma.
Annene ve babana eziyet etme; eğer dünyadan göçmeni bile emretseler öyle yap.
İhtiyacından fazla kalan malını dini kardeşinin ihtiyarına bırak.
Müslüman kardeşinle karşılaştığında açık yüzlü ol.
Halka ihanet etme.
Gördüğün her Müslümana selam ver.
İnsanları İslam'a davet et.
Bil ki, her sorunu çözmenin (sıkıntısı olanın sıkıntısını gidermenin), Hz.
Yakub'un oğullarından bir köleyi azat etmek kadar sevabı vardır.
Bil ki, şarap ve her sarhoş edici şey de haramdır."(54)
10- Yetimler İçin Ağlamak
Uhud savaşında İslam savaşçılarından çoğu şahadete erişti, Hz. Hamza da o savaşta
şehit düştü, hatta Hz. Peygamber (s.a.v)'in şehit olduğu bile şâyi oldu.
Savaş sona erdikten sonra, Medine kadınları Uhud'a doğru hareket edip Peygamber
(s.a.v)'in istikbaline koştular; herkes kendi şehitlerini bırakıp Hz. Peygamber'i
sorup arıyorlardı.
Bu arada Cehş'in kızı Zeynep Hz. Peygamber (s.a.v) ile karşılaştı ve aralarında
şöyle bir diyalog geçti:
Hz. Peygamber- "Sabırlı ve tahammülü ol!"
Zeynep- "Ne için?"
Hz. Peygamber- "Kardeşin Abdullah'ın şahadetinden dolayı."
Zeynep- "Şahadet onun için kutlu ve mübarek olsun!"
Hz. Peygamber- "Sabret!"
Zeynep- "Ne için?"
Hz. Peygamber- "Dayın Hamza'nın şahadetinden dolayı."
Zeynep- "Bizim hepimiz Allah'tanız ve hepimiz O'na döneceğiz, şahadet makamı
ona mübarek olsun!"
Hz. Resulullah (s.a.v) biraz durduktan sonra Zeyneb'e dönerek şöyle buyurdu:
- "Sabırlı ol!"
Zeynep - "Şimdi ne için?"
Hz. Resulullah - "Eşin Mus'ab bin Umeyr'in şahadetinden dolayı."
Zeynep bu sözü duyunca, can yakıcı bir şekilde yüksek bir sesle ağlayıp sızlamaya
başladı. Bunu gören Hz. Resulullah: "Hiçbir kimse, kocanın karısının kalbinde
olan yerini alamaz" buyurdu.
Bu arada Zeynep; "Neden kocan için böyle ağlıyorsun?" diyenlere şu cevabı verirdi:
"Ağlamam kocam için değildir. Çünkü o Peygamber (s.a.v)'in yanında şahadet
makamına erişmiştir. Beni ağlatan çocuklarımın öksüz kalışıdır" (55)
11- Dostlarla Müdara
Ebu Hureyre şöyle diyor:
Hz. Resulullah (s.a.v) (bir gün) oturdukları halde birden dişleri görülür bir
şekilde güldüler. Gülmesinin sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
"Ümmetimden iki kişi gelip Allah Teala'nın huzurunda duracaklar; onlardan biri
diyecek ki: "Allah'ım ! benim hakkımı ondan al!" Allah Teala buyuracak ki:
"Kardeşinin hakkını ver !" Borçlu adam arz edecek ki: "Allah'ım ! Benim iyi
amellerimden bir şey kalmamıştır (ona verecek dünyevi bir malım da yoktur)."
Hak sahibi de diyecek ki: "Ey Rabbim! Öyleyse benim günahlarımdan yüklensin!"
Sonra Hz. Resulullah (s.a.v)'in mübarek gözlerinden yaşlar boşanarak şöyle
buyurdular:
"O gün (kıyamet günü) öyle bir gündür ki insanlar, günahlarının başka bir kimseye
yüklenmesine ihtiyaç duyarlar. Allah Teala hakkını isteyen kimseye şöyle buyurur:
"Gözlerini çevir, cennete doğru bir bak, ne görüyorsun?" O zaman başını kaldırıp
güzel nimetleri görünce hayretle; "Allah'ım ! Bunlar kimin içindir?" diyecektir.
Allah Teala- "O hakkın değerini bana veren kimse içindir."
Hak sahibi - "O hakkın değerini kim sana ödeyebilir?"
Allah Teala - "Sen."
Hak sahibi - "Ben nasıl ödeyebilirim?"
Allah Teala - "Ondan geçmenle (hakkını bağışlamanla)."
Hak sahibi - "Allah'ım ! Ondan geçtim."
Daha sonra Allah Teala buyuracak ki: "Dini kardeşinin elini tut, birlikte cennete
gidin !"
Bu esnada Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: "Takvalı olun, birbirinizin arasını
bulun!" (56)
12- Çaba Veya Zengin Olmak Yolu
Ashaptan birinin durumu çok bozulmuştu. Bu arada karısı ona; "Resulullah (s.a.v)'ın
yanına varıp bir şey istesen" dedi. Bunun üzerine o adam bir şey istemek için
Hz. Peygamber'in yanına gitti. Hazretin yanına vardığında Hz. Resulullah (s.a.v)
onu görür görmez şöyle buyurdular:
"Kim bizden bir şey isterse veririz, kim de ihtiyaçsız olmaya çalışırsa, Allah
onu ihtiyaçsız kılar."
Adamcağız Hz. Resulullah (s.a.v)'ın bu sözünü duyunca, kendisinden başkasının
kastedilmediğini anlar ve bir şey istemeden huzurlarından ayrılır; evine gelip
durumu karısına anlatır; ama ihtiyaç onu zorlar ve ikinci kez Hz. Resulullah'ın
huzuruna varır; fakat Hazret'in yine aynı şeyi buyurduğunu görür ve bu olay
üç defa tekrarlanır.
Bunun üzerine komşusundan bir balta emanet alıp çöle çıkar, bir miktar odun
toplayıp pazara getirir ve odunlarını bir buçuk kilo arpaya satar; elde ettiği
arpayı ekmek yaparak ailesiyle birlikte yerler. Ertesi sabah daha fazla odun
getirir ve yılmadan bu işine devam eder; ilk önce bir balta satın alır; daha
sonra elde ettiği kazançtan iki genç deve ve bir köle alır; böylece durumu
düzelip zenginleşir. Daha sonra Hz. Resulullah'ın yanına giderek başından geçen
macerayı Hazrete anlatır. Hz. Resulullah (s.a.v) onun sözünü dinledikten sonra
ona:
"Demedim mi kim, bizden bir şey isterse ona veririz, kim de ihtiyaçsız olmaya
çalışırsa, Allah onu ihtiyaçsız kılar?!" buyururlar.(57)
kaynaklar:
(46) Bihar'ul Envar C. 22 S. 83
(47) Bihar'ul Envar C. 43 S. 283
(48) Bihar-ul Envar C. 43 S. 282
(49) Bihar-ul Envar C. 16 S. 217
(50) Bihar-ül Envar c. 16 s. 216
(51) Buhar'ul Envar C. 104 S. 37
(52) Bihar'ul Envar C. 6 S. 220
(53) Bihar'ul Envar C. 16 S. 214
(54) Bihar'ul Envar C. 77 S. 136
(55) Bihar'ul Envar C. 20 S. 63
(56) Bihar'ul Envar C. 77 S. 182
(57) Bihar'ul Envar C. 22 S. 128
Saygı, sevgi ve hürmetlerimle
.
14.04.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------___Önceki
haftalardaki yazılarım:
Peygamberimiz Ziyaretinize
Gelse
Tehlikenin Farkında mısınız?
Çanakkale Zaferi
Mıknatıs
İnsanlar
Günahların
Zararları
Dizilerdeki
Sır
Hayır
Kurumları
Geleceğin
Projesi
Okuma
Alışkanlığı
Güzel
Bir Gelecek İçin____