__
Çocuk Olmadan Genç Olanlar
TBMM'nin kuruluşunun 85. yılında, Çocuk Bayramının kutlanmakta olduğu bir günden,
gönül dolusu merhaba...
Değerli okurlar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarında
aklıma gelen bazı düşünceleri, sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz "çocuk" bayramı
kutluyoruz ama, dikkat ederseniz, ülkemizde bebeklikten, gençliğe hızla geçen;
geçmek zorunda kalan, aradaki "çocukluk" dönemini atlayan bir nesil
geliyor.
Yıllardır - özellikle 23 Nisan ile ilgili etkinliklerde hatırlanan ve sonra
bi dahaki bayrama kadar unutulan - okula gidemeyen, 7-8 yaşından itibaren sanayide
ağır işlerde çırak olarak çalışan, sokakta mendil satan, tiner bağımlısı olan
çocuklar hakkında hemen herkes bir şeyler söyledi. Sonra, ilköğretim çağından
itibaren çocukluğunu yaşayamadan bir sınav maratonuna sokulan, olgunluk beklenen,
anne babaların bir itibar ve karizma göstergesi olarak kullanmak istedikleri,
çocukluğunu kaybetmiş nesil var. Bunu da pek çok yerde dinlemiş veya okumuşsunuzdur.
Son yıllarda, özellikle
televizyon programları ve reklamların yoğun etkisiyle,
çocuk olmadan genç olmaya yönlendirilen bir nesil ortaya
çıkıyor. Bakıyoruz mobilya sektöründe genç odası reklamına;
9-10 yaşında çocuklar," bilmem ne genç odası, burada
bizim sözümüz geçecek.." vb. diyorlar. Ya, o reklamı
çekenler genç nedir, çocuk nedir bilmiyorlar mı sanki?
Yine bir GSM şebekesinin gençler için uyguladığı kampanya
reklamını hepiniz hatırlıyorsunuzdur, hani "Sedat
abi yap bi güzellik." diyen "Bakıcaaaz." diyen;
annesi yaşındaki kızla arkadaş olabilmek için kontörlü
hat almak isteyen o çocuk... ve ona "Genç adam" diye
hitap eden kişi... O çocukla birlikte tamamen o yaş grubu
çocuklarını cinsel etki ve -dolaylı da olsa - yönlendirme
ile karşı karşıya bırakılmıyor mu?
Çocuk psikolojisinde okuduğumuza göre o yaş grubundayken birlikte oynamak bile
istemeyen; daha çok kendi cinsiyet gruplarıyla vakit geçirmekten hoşlanan çocukları
bazı çocuk ve aile (!) dizilerinde, aşkları peşinde koşarken
görüyoruz, "falanca bana aşık.. yok sana değil bana aşık" diye tartışan;
ağzı süt kokan çocukları görüyoruz.
Uzmanların, ülkemizde özellikle medyanın yoğun cinsel uyarıcı etkisiyle, ergenliğe
başlama yaşının hayli düştüğünü söylemesi de, yukarda
söylediklerimi doğruluyor sanırım.
Çocukluğunu yaşamadan
gençliğe itilen, bir nesilde ilerde ortaya çıkacak sorunları
da sanırım psikologlar ve sosyologlar araştırıyorlardır.
Biraz daha duyarlılık ve sorumluluk, diyorum. Lütfen...
Bütün okurlarımıza huzurlu, mutlu; barış dolu günler diliyor, çocuklarımızın
bayramını kutluyorum. Yarınınız, bu günden daha güzel olsun...
Saygılarımla....
<<geri
Önceki haftaların yazıları:
İSTİKLAL
MARŞI DEYİP GEÇMEYİN
DEMOKRASİ
MECLİSLERİ ÜZERİNE
RAMAZAN
AYI ÜZERİNE BİR YAZI
DEĞİŞİM VE GELİŞİM HEYECANI |