CELLADINA
GÜLÜMSEMEK
__ Merhaba,
__ Üniversite yıllarında okuduğum, İsmet Özel'in bir
şiirinin başlığı şöyleydi: "Celladıma gülümserken çektirdiğim
resmin arkasındaki satırlar." Arefe günü sabahın erken
saatlerinde(Arap dünyasında bayramın ilk günüydü) televizyonda
son dakika haberi olarak Saddam Hüseyin'in idamının
infaz haberi ve arkasından yayınlanan idam görüntülerini
izlerken bu başlık geldi aklıma. Sanki bir film sahnesi
çekimi gibi, senaryonun oynanışı gibi, boynuna apar
topar gemici halatından yapılan ip geçirilirken soğukkanlı
haliyle Saddam, -iyi ya da kötü- bir liderin göstermesi
gereken davranışı sergiliyor, Irak halkına güçlü olmaları
gerektiğinin mesajını vermeye çalışıyordu sanki. Saddam ve
idam sözcüklerindeki kafiye, kaderin
bir cilvesi olarak sanki baştan belli etmişti sonunu.
"Zulm ile âbad olanın, sonu berbad olur." Sözü de bir
kez daha doğruluğunıyordu.
__ Eğer infaz anındaki cesaretini, işgal sırasında da
sergileseydi diye düşünüyorum; oğulları savaşarak ölürken,
yerin dibinde bir çukura saklanmak yerine. Acaba şimdiki
durum daha mı farklı olurdu acaba? Ama sonra, işgalin
ilk haftalarındaki TV görüntüleri aklıma geliyor; İşgal
kuvvetlerini alkışlarla coşkularla karşılayan, ellerindeki
terlikle, liderlerinin devrilen heykeline vurabilmek
için birbirini itip kakan bir halka güvenerek mi karşı
koyacaksın düşmana? Bu noktada, Türk milleti ile başkalarının
farkı da ortaya çıkıyordu aslında; "Korkma!
Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; sönmeden
yurdumun üstünde tüten en son ocak." demiyor
muyuz bizler millet olarak? İşte bir tarafta biz, bir
tarafta işgalcileri alkışlarla karşılayan, tabiri caizse
"yalakalık" yapmaya çalışan bir halk. Şimdi her gün
onlarca insanın bombalı saldırılarda can verdiği bir
Bağdat'ın halkı, halinden hâla memnun mu acaba? Hâla
alkışlıyorlar mı işgalcileri?
__ Bir belgeselde izlemiştim; nehirlerin gürül gürül
aktığı dönemlerde, nehrin üstündeki ağaç dallarına
yuva yapan kuşların yavruları uçma denemeleri yaparken
nehre düşüyor ve anında nehirdeki yüzlerde Pirana balığının
saldırısıyla tüyleri bile kalmıyordu yavrunun. Yaz
gelip de nehrin suları çekilince, işler tersine dönüyor;
çamur birikintilerinde çırpınan Pirana balıklarını,
nehre düşmeden büyümeyi başaran kuşların yavruları
afiyetle mideye indiriyordu. Saddam'ın sonu da aslında
bu örnektekine benzer bir "İlahi adaletin tecellisi"
olarak değerlendirilebilir. Vaktinde değişik sebeplerle
zulmettiği, astırdığı, zindanlarda çürüttüğü Türkmen,
Arap, Kürt halkının, Halepçe'de ABD'den aldığı kimyasal
silahlarla katlettiği köylülerin âhı boşa gitmemiştir.
Belki de darağacında bunları düşünerek, böyle bir sonu
hak ettiğini düşünüyordu da ondan soğukkanlıydı. Kim
bilir.
__ ABD'nin apar topar idamın infazını istemesi, aslında
birinin, tuttuğun kiralık katile işini gördürdükten
sonra onu ortadan kaldırmasından başka bir şey değildir.
Halapçe'de Saddam'ın kullandığı kimyasal silahları
Amerika'dan aldığını, İran Savaşında Amerika'nın desteğiyle
savaştığını, ve buna benzer bir çok gizli işbirliği
olduğunu Amerikalı yazarlar bile dile getiriyor. Fakat
Sırp kasabı Miloseviç bile Lahey Adalet Divanında yargılanırken,
Saddam Hüseyin'in, hiç de yargılanmaya uygun olmayan
bir ortamda, sadece, bir dönem kendisine darbe yapmaya
kalkışanları cezalandırdığı Duceyl olayından yargılanarak
apar topar idam kararını verdirmesi, ABD'nin suç ortaklığının
resmen ortaya çıkmasından korkması ve apar topar ortadan
kaldırması olarak değerlendirilebilir. Amerika'nın
idamı kendileri değil de Şiilere infaz ettirmesi de,
Irak'ta uzun süredir istediği Şii - Sünni çatışmasını
körüklemeye yarayacağı için bir taşla iki kuş vurma
olarak değerlendirilebilir. İnfazın bir bayram günü
gerçekleştirilmesi ise, Müslümanlara bir mesaj niteliğindedir.
__ Vakit, uyanık olma vaktidir.
__ Yeni yazılarda görüşmek ümidiyle; sevgiyle kalın.uyanık
kalın. |