GEZ
İ NOTLARI 2
Payas Kervansaraylarının büyüklüğü ve hüznü bizleri
derinden etkilediği hengâmede Adana'ya doğru yola koyulmuştuk.
Adana'ya vardığımızda akşam olmuş, midelerimizden açlık
sesleri gelmeye başlamıştı. Bir arkadaşımızın bulmuş
olduğu gezi sloganımızın "namaz, niyaz, boğaz" namaz
ve niyaz ayağını hallettikten sonra son ayak olarak
boğazlar meselesinin bir kısmını hallettik. Bir kısmını
dedim çünkü bizi asıl ziyafet yatsıdan sonra bekliyordu.
Çiğköftenin ve tatlıların tadını alıp, midemizi ayrı
bir bayram havasına soktuk. Midelerimize çektirilen
bu ziyafetin ardından iyi bir uykuyla sabahı ettik.
Sabah kahvaltısının ardından çok merak etmiş olduğum
Sabancı Camisine doğru yola koyulduk. Cami bütün ihtişamıyla
ben buradayım, gelin, müşfik kanatlarımın altına sığının
der gibi herkesi kendine çağırıyor ve hayran bırakıyordu.
Gerçi ecdadımızın bizlere bıraktığı Selimiyeler, Süleymaniyelerin
(v.b.) yerini tutmasa da onların izini taşıyordu. Cami
bahçe düzeniyle olsun, mimarisi ile olsun, iç kısmındaki
hat sanatlarıyla olsun tam anlamıyla mükemmel diyebileceğimiz
bir tarzda ibadete açılmış. Bu büyüklükteki camilerimiz
insanın içine ayrı bir ürperti ve memnuniyet veriyor.
Gezimize baraj gezisiyle ayrı bir hava katıyoruz. Manevi
derinlikten doğal derinliğe geçiş yapıyoruz. Yüksek
ve soğuk binaların arasından sıyrılarak Adana'nın huzur
mekânlarından biri olan baraja geliyoruz. Gerçektende
insanı rahatlatan ortamı ve düzeni ile bu mekân Adana'ya
ayrı bir hava katmış. Adanalıları şehrin sıcağından
kendi serinliğine doğru çeken bu mekân her gelene kapısını
açarak, hepiniz gelin diyor. Bir hoşgörü kahramanı
edasıyla ziyarete gelen herkesin rahatlamasına imkân
sağlıyor.

Barajın huzur verici ortamından Tarsus'a doğru yola
koyulduk. Tarsus'a ulaştığımızda mihmandar arkadaş
bizi karşıladı. İlk durağımız yüreklerimizi burkan
ve aynı zamanda coşturan Nusret Mayın Gemisiydi. Bir
anda kendimizi Nusret'in kanatları altına sığınmış
şekilde bulduk. İçimizdeki heyecanı atmadan geminin
her tarafını dolaştık. Yetmedi fotoğraflarını çektik.
Yetmedi kameraya aldık. Yetmedi bir daha dolaştık.
Bu aziz kahramanı yuvasından çok uzakta azizlerin sığınağı
olan Tarsus'a sığınmış olarak bulduk. Birçok kişiye
kapılarını açan bu güzel şehir, Çanakkale'nin makûs
kaderinin değişmesine vesile olan bu gemiye de kapılarını
açarak buyur etmiştir. Bizlerin hüznü bir kat daha
artırmıştı. Sahipsizliğin acısını yaşamış olan bir
kahramanın güvertesinde gözlerimi kapatıp tarihin en
kanlı ve en şanlı anına bir yolculuk yaptım. Kahraman
ve fedakâr şehitlerimizin mücadelesi ne içindi? Unutulmak
için mi? Uğruna öldükleri değerlerin ayaklar altına
alınması için mi? Yoksa geride bıraktıkları hatıraların
çürümeye terk edilmesi için mi? Bu soruların yağmur
misali zihnimi meşgul ettiği anda gözlerimi açarak
hakikati haykırmak istedim. Kararmış kalplerimize aydınlık
olacak yollardan ayrılmamızın acısını bir nesil çekti,
bizden sonra gelecek olan neslin çekmemesi için gayretlerimizi
ve himmetlerimizi eksik etmemeliyiz.
Bu kahraman gemi ve içindeki
fedakâr Mehmetçiklerimizin yaptığı bu şanlı sefer
beni her zaman derinden etkilemişti. Bu etkilenme
geminin başına gelenleri öğrendikten sonra yüreğimin
derinlerinde bir buruk acıyla sonuçlandı. Payastaki
Kervansarayların bakımsızlığının içimde bıraktığı
acı burada artarak beni şiddetli bir vicdan azabına
gark etti.

Nusret mayın gemisi 1955 yılında terhis olduktan
sonra nakliyat şirketleri tarafından kuru yük gemisi
olarak kullanıldı. Bu şekilde yolculuğuna devam ederken
bir gün içindeki yük ile birlikte Mersin Limanında
battı. Uzun süre bir batık olarak bu limanda durdu.
Bazı Çanakkale sevdalıları tarafından gemi tekrar yüzdürüldü.
Gemi Mersin Kızılay'ına bağışlandı. Bu arada geminin
müze olarak kullanılması için yapılan kampanyalar ve
girişimler sonuç vermeyince, bu kahraman gemi jilet
yapılmaya mahkûm edildi. Bu geminin Jilet olmasına
gönlü razı olmayan Tarsus Belediyesi Nusret'i satın
alır. Aslını bozmadan bir vefa borcu ödermiş gibi gelecek
nesillerin bilgisine sunar. Kaybolmaya yüz tutmuş diğer
tarihi değerlerimizde Nusret'e gösterilen ilgiyi beklemektedir.
Bu gezi beni hep hayali yolculuklara doğru götürdü.
Gitmemek elde değil. Okullarımızda evlatlarımıza kazandırmaya
çalıştığımız tarih şuurunu bu tür mekânları gezerek
pekiştirmiş oluyoruz.
Acaba tarihimize, milli ve manevi değerlerimize kültürümüze
ne kadar sahip çıkıyoruz? Gelecek nesillerimize nasıl
bir ülke bırakıyoruz? Kahramanlıklarla dolu tarihimizin
bu günlere bıraktığı değerleri baş tacı edip bir sonraki
nesillere aktarmanın yollarını araştırıyor muyuz? Bu
sorular vicdanlarımıza her gün sorularak, bu şuurdaki
gençliğin yetişmesinin sancısını çekmemiz gerekiyor.
(08.04.2007 tarihinde yazıldı.)
Abdulkadir Gök
30.04.2007 |