Ayrıca
Editör:BAHADIR DEV 
Kuruluş: 29 Ekim 2001

GEZ İ NOTLARI 2

Payas Kervansaraylarının büyüklüğü ve hüznü bizleri derinden etkilediği hengâmede Adana'ya doğru yola koyulmuştuk. Adana'ya vardığımızda akşam olmuş, midelerimizden açlık sesleri gelmeye başlamıştı. Bir arkadaşımızın bulmuş olduğu gezi sloganımızın "namaz, niyaz, boğaz" namaz ve niyaz ayağını hallettikten sonra son ayak olarak boğazlar meselesinin bir kısmını hallettik. Bir kısmını dedim çünkü bizi asıl ziyafet yatsıdan sonra bekliyordu. Çiğköftenin ve tatlıların tadını alıp, midemizi ayrı bir bayram havasına soktuk. Midelerimize çektirilen bu ziyafetin ardından iyi bir uykuyla sabahı ettik. Sabah kahvaltısının ardından çok merak etmiş olduğum Sabancı Camisine doğru yola koyulduk. Cami bütün ihtişamıyla ben buradayım, gelin, müşfik kanatlarımın altına sığının der gibi herkesi kendine çağırıyor ve hayran bırakıyordu. Gerçi ecdadımızın bizlere bıraktığı Selimiyeler, Süleymaniyelerin (v.b.) yerini tutmasa da onların izini taşıyordu. Cami bahçe düzeniyle olsun, mimarisi ile olsun, iç kısmındaki hat sanatlarıyla olsun tam anlamıyla mükemmel diyebileceğimiz bir tarzda ibadete açılmış. Bu büyüklükteki camilerimiz insanın içine ayrı bir ürperti ve memnuniyet veriyor. Gezimize baraj gezisiyle ayrı bir hava katıyoruz. Manevi derinlikten doğal derinliğe geçiş yapıyoruz. Yüksek ve soğuk binaların arasından sıyrılarak Adana'nın huzur mekânlarından biri olan baraja geliyoruz. Gerçektende insanı rahatlatan ortamı ve düzeni ile bu mekân Adana'ya ayrı bir hava katmış. Adanalıları şehrin sıcağından kendi serinliğine doğru çeken bu mekân her gelene kapısını açarak, hepiniz gelin diyor. Bir hoşgörü kahramanı edasıyla ziyarete gelen herkesin rahatlamasına imkân sağlıyor.

Barajın huzur verici ortamından Tarsus'a doğru yola koyulduk. Tarsus'a ulaştığımızda mihmandar arkadaş bizi karşıladı. İlk durağımız yüreklerimizi burkan ve aynı zamanda coşturan Nusret Mayın Gemisiydi. Bir anda kendimizi Nusret'in kanatları altına sığınmış şekilde bulduk. İçimizdeki heyecanı atmadan geminin her tarafını dolaştık. Yetmedi fotoğraflarını çektik. Yetmedi kameraya aldık. Yetmedi bir daha dolaştık. Bu aziz kahramanı yuvasından çok uzakta azizlerin sığınağı olan Tarsus'a sığınmış olarak bulduk. Birçok kişiye kapılarını açan bu güzel şehir, Çanakkale'nin makûs kaderinin değişmesine vesile olan bu gemiye de kapılarını açarak buyur etmiştir. Bizlerin hüznü bir kat daha artırmıştı. Sahipsizliğin acısını yaşamış olan bir kahramanın güvertesinde gözlerimi kapatıp tarihin en kanlı ve en şanlı anına bir yolculuk yaptım. Kahraman ve fedakâr şehitlerimizin mücadelesi ne içindi? Unutulmak için mi? Uğruna öldükleri değerlerin ayaklar altına alınması için mi? Yoksa geride bıraktıkları hatıraların çürümeye terk edilmesi için mi? Bu soruların yağmur misali zihnimi meşgul ettiği anda gözlerimi açarak hakikati haykırmak istedim. Kararmış kalplerimize aydınlık olacak yollardan ayrılmamızın acısını bir nesil çekti, bizden sonra gelecek olan neslin çekmemesi için gayretlerimizi ve himmetlerimizi eksik etmemeliyiz.

Bu kahraman gemi ve içindeki fedakâr Mehmetçiklerimizin yaptığı bu şanlı sefer beni her zaman derinden etkilemişti. Bu etkilenme geminin başına gelenleri öğrendikten sonra yüreğimin derinlerinde bir buruk acıyla sonuçlandı. Payastaki Kervansarayların bakımsızlığının içimde bıraktığı acı burada artarak beni şiddetli bir vicdan azabına gark etti.

Nusret mayın gemisi 1955 yılında terhis olduktan sonra nakliyat şirketleri tarafından kuru yük gemisi olarak kullanıldı. Bu şekilde yolculuğuna devam ederken bir gün içindeki yük ile birlikte Mersin Limanında battı. Uzun süre bir batık olarak bu limanda durdu. Bazı Çanakkale sevdalıları tarafından gemi tekrar yüzdürüldü. Gemi Mersin Kızılay'ına bağışlandı. Bu arada geminin müze olarak kullanılması için yapılan kampanyalar ve girişimler sonuç vermeyince, bu kahraman gemi jilet yapılmaya mahkûm edildi. Bu geminin Jilet olmasına gönlü razı olmayan Tarsus Belediyesi Nusret'i satın alır. Aslını bozmadan bir vefa borcu ödermiş gibi gelecek nesillerin bilgisine sunar. Kaybolmaya yüz tutmuş diğer tarihi değerlerimizde Nusret'e gösterilen ilgiyi beklemektedir. Bu gezi beni hep hayali yolculuklara doğru götürdü. Gitmemek elde değil. Okullarımızda evlatlarımıza kazandırmaya çalıştığımız tarih şuurunu bu tür mekânları gezerek pekiştirmiş oluyoruz.

Acaba tarihimize, milli ve manevi değerlerimize kültürümüze ne kadar sahip çıkıyoruz? Gelecek nesillerimize nasıl bir ülke bırakıyoruz? Kahramanlıklarla dolu tarihimizin bu günlere bıraktığı değerleri baş tacı edip bir sonraki nesillere aktarmanın yollarını araştırıyor muyuz? Bu sorular vicdanlarımıza her gün sorularak, bu şuurdaki gençliğin yetişmesinin sancısını çekmemiz gerekiyor. (08.04.2007 tarihinde yazıldı.)

Abdulkadir Gök

30.04.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

__ _

konuk
ABDULKADİR GÖK
Öneri ve sorularınız için elektronik posta adresi:
abdulkadirgok74@
hotmail.com

 
  Sitemizde yayımlanan yazılar, sahibinin ve sitemizin izni olmadan kopyalanamaz; yazılardan alıntı yapılamaz.
Yazıların sorumluluğu, yazarına aittir.
www.netmen.gen.tr