_İNSANIMIZI
KİTABA ÇAĞIRMAK VEYA KİTABIN
HÜZÜNLÜ ÇAĞRISI
Derleyen: ABDULKADİR
GÖK
İnsanımız buhranlar içinde; zihni karmaşıklığın arttığı,
adına depresyon dedikleri hastalıkların çoğaldığı bir
çağda yaşıyoruz. İnsanlarımız artık, fikirleri değil
hatta olayları bile değil şahısları tartışmaya, konuşmaya
başlamışlardır. Bu da insanımızın fikri zenginliğinin
ne seviyede olduğunu gösterir. "Eğer millet
olarakgeçmişteki şerefli yerimizin
yeniden kazanılması ihtişam dönemimizin bir kere daha
yaşanması ve milletler arası işlerde, denge unsuru
olmamız arzu ediliyorsa, evvela zamana hakim olmanın
yolları araştırılmalıdır. Bu önemli sermayenin en küçük
parçası dahi heder edilmemeli ve onu en iyi şekilde
değerlendirmenin usul ve metodu nesillere ezberlettirilmelidir."
Ömrün kısalığından dem vurmamalıyız. Önemli olan
hayatın uzunluğu kısalığı değil, önemli olanı mevcut
zamanın değerlendirilip başaklar haline getirilmesidir.
Ara vermeden her gün 1-2 saat olsun vazifesini muntazam
yerine getiren nice kimseler vardır ki, zamanla ortaya
koyabildikleri eserlerin çokluğu karşısında kendileri
bile hayretle kalırlar. Boş kafalar ve boş beyinlerden
boş kelimeler çıkar. Bu boş zihinleri doldurmalıyız.
Daha sonra taşırmalıyız. Etrafımıza güzellikleri anlatmalıyız.
Bunun için çok kitap okumalıyız. Bizler kitaba değer
veren bir milletin torunlarıyız. Günümüzde bu mirasa
yeterince sahip çıkılmamaktadır. Oysaki, tarihimiz
kitap okuma işini bir sanat haline getirenlerle doludur.
Onlar bu işi bir meslek olarak değil gaye olarak hayatlarına
şiar edinmişlerdir. Onlar mezara kadar okumayı bırakmamışlardır.
Arkalarından birçok eser ve memnun olmuş gönüller bırakmışlardır.
Sinelerimizde ki sevgileri ve büyüklükleri her zaman
var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bu değerli
şahsiyetlerin kitapla olan maceralarına kısa kısa değinerek
acaba bizler zamanımızı nasıl değerlendiriyoruz sorusunu
vicdanlarımıza sormalıyız.
GEÇMİŞTE KALAN KİTAP SEVDALILARI
* (1881-1938) Mustafa Kemal'in uşağı olan Cemal Granda
bir hatırasını şöyle anlatıyor:"Bir gün yine Atatürk
tarihle ilgili kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki
çevresini görecek hali yoktu. Ülkeyle bir sürü sorunlar
dururken devlet başkanının kendini tarihe vermesi Vasıf
Çınar'ın biraz canını sıkmış olacaktı ki Atatürk'e
şöyle dediğini duydum:"
Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma.19 Mayıs'ta kitap
okuyarak mı Samsun'a çıktın?"
Atatürk Vasıf Çınar'a şöyle cevap verdi:"
Ben çocukken fakirdim.2 kuruş elime geçince bunun
1 kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu
yaptıklarımın hiç birini yapamazdım." "
* (1917-1987) Cemil Meriç gece gündüz okurdu. Bu
yüzden gözlerinin gücünü her gün biraz daha yitirirdi.
Ne var ki, o buna hiç aldırmaz, odasında masanın üzerine
sandalyeyi koyar, kendi de san sandalyeye çıkar kitabını,
ampule 30 cm uzaklıkta tutardı. Bunu, elektrik ampulünü
aşağıyı değin itecek kordona verecek parası olmadığı
için yapardı. Parasızlığının sebebi ise de, parasının
tamamını kitaba yatırmış olmasıydı. Kendisine bir şey
sorduğumuzda, filanca yazarın, filanca kitabının, filanca
sayfasında olduğunu söylerdi.
* (1470-1520) 8 yıllık kısacık saltanatına kıtalar
fethini sığdıran koca sultan Yavuz Sultan Selim, develere
yüklettiği kütüphanesini bir an olsun yanından ayırtmamakta
ve şehzadelik döneminde 3 saate indirdiği uykusuyla
günde 8 saatini kitap okumaya ayırmaktaydı.
* Azerbaycanlı şair Bahtiyar Vahapzadeyle yapılan
röportajdan bir pasaj aktaralım: "Vahapzade diyor ki;
Azerbaycan da benim ve birçok yazarın kitapları 50
bin, 80 bin, 100 bin basılır. Mesela benim buraya gelmeden
önce "Gelin Açık Danışak" adlı kitabım basıldı. Tirajı
40 bin, 3 günde bitti. İlave olarak 100 bin bastılar.
* Hilmi Ziya Ülken (1901-1974) Bu ordinaryüs profesörümüz,
okumaya başlayacağı zaman ayaklarını su dolu bir kovaya
uyumamak için sokar, sabahlara kadar okurdu.
* Ömer Nasuhi Bilmen (1884-1972) Bu meşhur İslam
alimi diyor ki:"Küçük yaşlarımda elime geçen eserleri
bir gecede okuyup bitirirdim. Gözlerim kan çanağına
döner sıhhatim bozulurdu. Annem gecenin geç saatlerinde
gelir, ıslanmış lambanın camlarını siler bazen de "Artık
yeter, yat" diye üfleyip giderdi.
* İmam-ı Vaki (746-812) Bu hak dostu karnı acıkınca
sadece yemek yer, ekmek yemezdi. Sebebi sorulunca:
"Ekmeği çiğnemeyle geçen zaman içinde günde 50 tane
ayet veya hadis öğrenirim" derdi.
* İbnül Nefis (1210-1293) Fıkıh ve tıp alimi İbnül
Nefis okuyup öğrendiklerini yazmaya başladığı zaman
tükenen kalemlerini açmak için vakit kaybetmemek maksadıyla
yanına birçok kalem koyar, tükeneni bırakarak hemen
yenisini alırdı.
* Katip Çelebi (1608-1657) diyor ki:"Mumlar tükenir
güneş doğar, ben hala okurdum. Gözüme uyku girmezdi.
Katip Çelebi, bazen kitap okumaya başlayınca kendisini
unutur ve odasında güneşin batışından doğuşuna kadar
mum yanardı ve hiç usanç duymazdı.
* Endülüs hükümdarı el-Hakem kitap satın almak üzere
uzak memleketlere tüccarlar göndermekte ve henüz tanımadıkları
kitapları satın alıp Endülüs'e getirmeleri için bu
tüccarlara bol miktarda para tahsis etmektedir. El-Hakem,
Ebül Ferec el-ısfahanının Kitabül- Ağani isimli bir
kitap yazdığını öğrendiği zaman, derhal eserin müellifine
saf altından 1000 dinar yollayarak piyasaya çıkmadan
elde eder.
* İslam dünyasının ilk kitapçı dükkanları Abbasi
devletlinin kuruluş devresinde ortaya çıkmıştır. El
Yakubi, Bağdat mahallelerinden bahsederken sadece bir
mahallesinde 100 den fazla kitapçı dükkanı olduğunu
belirtir.
* Henüz karanlığı üzerinden atamamış Avrupa'nın en
bilgili hükümdarı sayılan Fransa kralı V. Charles 'in
kütüphanesinde 900 kitap bulunup, kilise kütüphanelerinde
bulunan çok az sayıdaki zincirlerle bağlanmış kitapların
demir parmaklıklar arasından okutulduğu bir devirde,
kapı komşusu Müslüman Endülüs hükümdarı halife II.
El Hakem'in kütüphanesinde 600.000 yazma kitap bulunurdu.
* Harun Reşit Ankara'yı zapt ettiği zaman ve Halife
Me'mun da Bizans imparatoru III. Michael'e karşı zafer
kazandığında savaş tazminatı olarak, para veya altın
yerine eski el yazmaları talep etmiştir.
* İbnul Cevzi hayatını araştırdığımız zaman;
- Tedris He'lif ve fetva hazırlamakla geçirdiği ömrünün
tek anını bile boşa geçirmediğini
- Eser vermedik hiçbir ilim dolu bırakmadığını
- Bazısı 20 cildi bulan 340'tan fazla eser verdiğini
- Günde 4 defter doldurduğunu
- Bir yılda yazdıklarının 50-60 cilt tuttuğunu görürüz.
* (776-869) Çok okuma meraklılarından CAHIZ'ın kitaba
verecek parası olmadığı için, kitapçı dükkanlarını
geceleri kiralayıp, sabaha kadar incelemelerde bulunduğu
meşhurdur.
* İbrahim Hakkı (1703-1780) Marifetname sahibi şair,
alim ve mutasavvıf zamanın çoğunu kütüphanede geçirirdi.
Bazen kendisini kitapların cazibesine öyle bir kaptırırdı
ki, adeta yemeyi içmeyi unuturdu.
* Divan-ı Lügatit Türk'ü asırlar sonra yüz yüzüne
çıkaran Ali Emiri Efendi (1857-1924) kendi ifadesiyle:
"Lamba kenarında kitap mütalaa ederken sabah olmak
defaatle Vaki oldu. Uyusam kimse yanımda yatmazdı.
Okuduğum kitapları şaft-ı aleni ile(yüksek sesle) tekrar
edermişim."
* (1147-1224) İbni Teymiye ilminin çoğunu, uykudan
ayırdığı zamanlardan kazanmıştır. Kitap okumaya başlayacağı
vakit beline kadar varan saçlarını bir çiviye asar,
böylece kitap okurdu. Uykusu
geldiğinde çiviye asılı saçları uyumasına mani olurdu.
* (1906-1966) Seyyid Kutup günde ortalama 10 saat
okurdu. Kendi ifadesiyle" Bu satırların sahibi ömrünün
40 senesini okumakla geçiren bir insandır" derdi.
* Dr. Burney müzik dersi vermek için bir öğrencinin
evinden ötekinin evine gittiği zamanlarda Fransızca
ve İtalyanca'yı at üzerinde öğrenmiştir.
* Stephenson, geceleri makinist olarak çalıştığı
zamanlar, kendi kendine matematik ve geometri öğreniyor
gündüzleri de yemek paydosunda kömür veya tebeşir parçasıyla
vagonlar üzerine işlemler yapıyordu.
* Watt, matematik aletleri yapmakla
meşgul olduğu sırada bir taraftan kimya okuyor, bir
taraftan da İsviçreli bir boyacıdan Almanca dersleri
alıyordu. * Ahmet Mithat Efendi "Ayaklı Kütüphane"
diye anılırdı. Bereketli ömrüne 226 kitap yazmayı sığdırmıştır.
* (1850-1893) Muallim Naci'nin Medrese hatıralarında
anlattığı:"Boğazı geçerken kayığı alabora olan Osmanlı
Şair'inin denize batarken bile, yanındaki şiir defterini
sopasının ucunda suyun üstünde çalıştığının hikayesi
ne kadar dramatik ve göz kamaştırıcıdır.
* (1233-1277) 45 yaşında vefat etmesine
rağmen normal bir ömre zor sığacak çok eser veren NEVEVİ
zamanı disiplin altına almasıyla konuya ışık tutar.
Zira eser yazmaya, öğrenmeye, öğretmeye ve ibadete
çok zaman ayırdığı için sadece seher vaktinde 1 kere
yiyip içmeyi kendisine prensip edinmiştir. * Fahreddin
Er Razi sofraya oturduğunda bir yandan yemeğini yer,
diğer taraftan kitap okurdu. Evinden mescide giderken
binek sırtında 300 öğrencisine ders verdiği anlatılır.
* Eş-Şeyh Fahreddin :"Allah'a kasem olsun, yemek
saatinde ilimle meşgul olmayı kaçırdığım için çok üzülürüm,
zira vakit ve zaman çok kıymetlidir" diyerek yemekte
kaybettiği zamana üzülmüştür.
* İbni Akil hiç boş vakit geçirmediğini
yorulduğunda derhal tefekküre geçip, zihniyle birtakım
meseleler halline çalıştığına ifade edilir. Bu gayret
ve hırsın neticesi olarak İbnü Akil 20 ayrı bilim dalında
çok eğerli eserler vermiştir. * (1126-1198) Endülüslü
İbnü Rüşd sürekli kitap okurdu. Kitap okumadan geçen
sadece 2 gecesi vardır, biri evlendiği diğeri de babasının
vefat ettiği gece.
BİR
KİTABIN PEŞİNDEN
Ali Emiri Efendi
Türk dilinin ve kültürünün temel
eserlerinden biri olan Divan-ı lugatit Türk'ü asırlar
sonra gün yüzüne çıkaran Ali Emiri Efendi (1857-1924)
kendi ifadesiyle "Lamba kenarında kitap mütalaa ederken
sabah olmak defa defaatle Vaki oldu. Uyusam kimse yanımda
yatamazdı. Okuduğum kitapları Savt-ı aleni ile tekrar
edermişim" diyen Ali Emiri Efendi tpik bir kitap kurdudur.
Yonya 'da maliye müfettişi olduğum yıllarda Arapça
güzel bir kitap bulur ve satın alır. Ancak aldığı kitap
eserin birinci cildidir.2. cildi de vardır ama kim
bilir nerede ve kimde?
Uzun araştırmalar sonunda kitabın ikinci cilt inin
Kuzey Yemende San'a şehrinde oturan bir şahısta olduğunu
öğrenir. Ne pahasına olursa olsun o cildi elde edebilmek
için kitabın sahibine arka arkaya mektuplar yazarsa
da olumlu cevap alamaz. Bütün rica ve ısrarlarına rağmen
adam kitabı satmaya yanaşmaz. Ali Emiri Efendi, ümitsiz
ve huzursuzdur. Fakat kitabın peşini bırakmaz. Yüz
yüze görüşürse belki adam ikna olabilir düşüncesiyle
Yemen 'e gitmeye karar verir. Fakat Yonda nere Yemen
nere.
Emiri efendi kitap uğruna katlanamayacağı hiçbir
maddi-manevi fedakarlık yoktur. Fakat resmi vazifesini
bırakıp nasıl gidecektir. Onun da kolay yolunu bulur
ve Bağlı olduğu nezarete müracaat ederek Yemen'e tayinini
ister. Allah tan ki, Yemendeki şahıs o günlerde kitabı
satmaya razı olurda bir kitap macerası böylece tatlı
neticeye bağlanır.
İşin daha da takdis tarafı, Ali Emiri Efendi fakr
u zarurete çile dolu ömrü boyunca oluşturduğu paha
biçilmez yazmalarla dolu kütüphanesini, sağlığında
milletine bağışlama civanmertliğini gösterir. Hem de
neye rağmen? Fransızların devrine göre 30.000 altın
gibi astronomik bir satın alma fiyatı Paris'te adına
bir kütüphane, yaşadığı müddetçe yüksek bir maaşla
hafız kütüb olarak kitaplarını başında bulunma, emrine
Müslüman aşçı ve hizmetkar verme gibi çok cazip bir
teklife rağmen.
Ali Emiri Efendi büyük bir fazilet örneği sergileyerek
bu teklife hiç tereddüt etmeden şu cevabı verir: "Efendiler,
ben kütüphaneyi milletimin bana verdiği maaşla yaptım.
Öldüğüm zaman milletime kalması için. Bir daha böyle
bir teklif ile gelirseniz, sizi buradan kovarım."
KAYNAKLAR:
1-AYDIN Selim(1994),
Bilgi Ça ğında İnsan, TÖV Yayınları, İzmir
2-REFİK İbrahim(2003),Tefekküre
Yolculuk, Albatros Yay. İstanbul
3- REFİK İbrahim(1997)Kültürde
Dirilmek, TÖV Yayınları, İzmir
4-BARAN Ziya(2004)Kendi
Kendine Hızlı Okuma, Zambak Yay. İzmir |